27 Kasım 2009 Cuma

Bursaspor :1 Galatasaray : 0


Manisa maçı postunu noktalarken haftaya oldum olası sevmediğim cuma maçında kritik bir mücadale diye noktalamıştım, belki de bu geceyi düşünürek. Cuma maçlarından hep çekinmişimdir, hep bir tedirgin seyretmişimdir, nedenini bilmiyorum, bugüne kadar cuma oynadığımız maçlardaki galibiyet yüzdemizi de bilmiyorum ama cuma oynamak istemiyorum hele bu cuma bayramın 1. günüyse bu isteksizliğim daha da tavan yapıyor. Futbol fedarasyonun bayram günü maç oynatma şevkini eskiden beri biliyoruz ama en azından Bayramın 1. günü maç oynanmasına izin verilmemeli, hatta 2. günü de. Bayram günleri bizde özeldir; bayram sabahları ailelerin çoluk, çocuk hep beraber toplanması, bayram sevincinin hep beraber yaşanması, su börekleri, yaprak sarmalar, ev yapımı baklavalar, bir bardak demli çay.. Bu bizi, biz yapan bir gelenek.. Futbolcusuda yaşamalı, taraftarı da, yöneticisi de yaşamalı bu geleneği, en azından bayramın 1. ve 2. günü, yaşanmalı bu güzellikler.. Bu hafta özelinde 3 ve 4. günlerde maçlar toparlanabilirdi, pazar ve pazartesi 4 maç..

Yukarıda bayram ve cuma günlerinden bahsederek girdik yazıya ama Galatasaray'ın bugünkü mağlubiyetinin nedeni ne bayramdı, ne cumaydı. Son haftaların en sıkıcı, tatsız, tutsuz kör döğüşü şeklinde geçen maçını seyrettik her iki takım adına da. Bu görüntü Bursaspor için sürpriz değildi, kontratağa dayalı, gol ümidini kontrataklara ve duran toplara bağlamış, orta sahada sert Bursaspor görüntüsünü bu maçta da devam ettirdiler. Maçın sırrı da biraz bu sertlikte. Orta sahada Ergiç, Krita ve Ozan İpek'in her ikili mücadalede tekme gösteren, ısıran futbolu bu ligin uzak ara en light takımı Galatasaray'ı yıldırmakta zorlanmadı. Galatasaray orta sahasında savaşan, mücadaleci özellikli dediğimiz Barış, Mehmet Topal ve Mustafa Sarp üçlüsünün top kullanmaktaki yeteneksizliklerine bugün basiretsizliklerini, mücadalesizliklerini de eklemeleri Galatasaray'ı pozisyonsuz bir takım görüntüsüne büründürdü. Orta sahada bu tarz üç oyuncuyla oynamaya başladığımızdan beri Bülent Korkmaz futbolundan esintiler sergilemeye başladık; sene başındaki bol pozisyonlu 3 golün üzeri ortalamalı görüntüden sonra, 1-0, 1-1, 0-1 gibi skorlara abone Galatasaray'ı seyretmek beni bir futbolsever olarak ziyadesiyle üzüyor.

Son haftalarda yaşanan düşüş pek çok şekilde açıklanabilir.. Sezonu erken açmak, oyun sisteminde yaşanan değişiklikler, bireysel bazda oyuncuların form grafiğindeki düşüşler bu görüntüye etkendir. Ancak ana etken Baros'suzluktur. Baros tam anlamıyla iyileşip dönene kadar da, bu görüntüye alışmamız lazım. Geçen sene de benzer bir periyot yaşamıştık, şimdi de aynı süreçten geçiyoruz. Alternatifi Nonda'nın bugün neden 11'de başlamadığını bile oyuna girdiği 30 dakika içerisinde anlayabiliyoruz. Maalesef form grafiği dip durumda, bitmiş okeye dönüyor. Bu yüzden de Rijkaard-Neeskens ikilisi de Nonda'sız arayışlar içine girmiş durumda.
Son 2-3 haftadır bitmiş okeye dönen bir diğer futbolcu da Hakan Balta. Yıllardır istikrar abidesi, en kötü 10 üzerinden 6'lık futbol sergiler dediğimiz Hakan Balta'nın 4'lere, 3 lere düşmesi inanılır gibi değil. Önünde kim oynarsa oynasın defansif anlamda ben bu kadar kötü bir Hakan Balta periyodu daha önce izlemedim. Maalesef onun da yedeği şu kadroda sağ ayaklı Uğur Uçar gözüküyor, belki de bu alternatifsizlik onu bu hale getirdi..
Gökhan Zan'ın iki hafta üst üste maç bittikten sonra aldığı anlamsız sarı kartlar bu maç adına konuşulması gereken başka bir ayrıntıdır. Manisa maçı bir anlık sinirdi hata yaptı farzedelim, ki maç sonu kendisi de basın toplantısında çıkıp özür dilemiş, bu haftaki ne? Yine sinir sonucu yapılan hata mı? İki hatayı üst üste yapıyorsan bunun bir cezası olmalı, bu kadar ucuz sarı kart alınmamalı..

Bosna Milli maçında Fatih Terim atıldıktan sonra ne yapacağını bilemeyen birbirlerine bakan Müfit, Oğuz, Metin üçlüsünü, Kalli'nin hastalık döneminde kenarda Ahmet Akçan'ın çaresizliğini, yetersizliğini gördükten sonra Rijkaard'ın yokluğunda kenarda takıma hakim görüntüdeki, kulübeyi dolduran Neeskens'i görmek benim için bu gecenin tek güzel olayıdır, züğürt tesellisidir. Arda'nın maç sonu bahsettiği gibi artık kaybetme lüksümüz kalmadı. Umarım perşembe Pana karşısında liderliği ve morali bulur bu moralle devrenin sonuna kadar kayıpsız gideriz. Mutlu huzurlu, sağlıklı nice bayramlara ulaşmak dileğimle burda noktayı koyalım.

22 Kasım 2009 Pazar

Galatasaray : 1 Manisaspor : 1


Hafta içerisinde camia ve taraftarlar olarak can sıkıcı günler geçirdikten sonra, dün geceki Beşiktaş galbiyeti neticesinde ortaya çıkan liderlik fırsatını değerlendirme arzusu ile tribündeydik bugün. Milli maç arası nedeniyle nerdeyse bir aydır takımdan uzak kalmamız da içimizdeki güzel futbol ve net skor iştahını kabartıyordu. Bu düşünceler sadece taraftarın maç öncesi hisleri olarak kaldı bu gece. Sahada Galatasaray'ın sergilediği futbol, uzak ara bu senenin en kötü Ali Sami Yen performansı. Genelde ezber olan milli maç arasını iyi değerlendireceğiz söylemi Galatasaray'da karşılığını bulamamış, aradan isteksiz ve gamsız olarak geri döndük.

Bugün sahaya çıkan kadroda ne Keita vardı, ne Arda vardı. İkisi birden olmayınca sahada tempo yapma görevi sadece Sabri'ye kalmıştı. Galatasaray kadrosu, Sabri dışında vasati tempolu oyunculardan kurulu olunca maçın büyük bölümünde oyunu ileriye taşımakta zorlandık. Manisaspor çok diri ve sahada nerde duracağını iyi bilen oyunculardan kurulu. Özellikle Galatasaray'ı ilk 20 dakika da çok iyi geriye ittiler, oyun kurmasını engellediler. Daha sonra oyunu dengeledik ve çok ihtiyacımız olan golü 38. dakika da Nonda-Kewell işbirliği sayesinde elde ettik. Çok ihtiyacımız olan diyorum, çünkü öne geçmesek bugün bu sahadan mağlup da ayrılabilirdik. Nitekim golü atmanın rehavetiyle ikinci yarı tempomuz daha da düştü. 60. dakikada Rijkaard'dan oyuna Ayhan-Linderoth değişikliği ile müdahale geldi. Bu değişiklik fizik gücü, direnci, arzusu Galatasaray'a oranla bugün daha güçlü olan Manisaspor orta sahasını daha da rahatlattı ve üzerimize gelmelerine yol açtı. Ne kadar kötü oynarsa oynasın Ayhan'ın topu tutması, driblingle çıkabilmesi takımın boyunu kısaltıyor ve bu yönüyle Ayhan, Linderoth'dan, Sarp'dan ve Mehmet Topal'dan açık ara önde..

Rijkaard'ın ikinci değişiklik hakkını Elano'dan yana kullanması benim için beklenmedik bir hamleydi.. Bugün ayağındaki topları olumlu kullanan ve geçmişe göre daha arzulu bir Elano izledik oyunda kaldığı süre boyunca. Kewell'ın ise 60. dakikadan sonra bariz bir şekilde oyundan düştüğü Kapalı Üst'ten oldukça net görünüyordu. Keita-Kewell değişikliği ve Elano'nun sol kanada geçmesi belki daha iyi bir tercih olabilirdi.. Maçta esas takıldığım nokta ise 3. oyuncu değişikliği. Eğer sağ ayaklı Uğur Uçar bu takımın yedek sol bekiyse Volkan Yaman'ın suçu neydi?

Sonuç olarak zorlu Bursaspor deplasmanı öncesi bize liderliği getirecek mücadaleden sadece 1 puanla çıkıyoruz. Haftaya oldum olası sevmediğim cuma maçında kritik bir mücadale.. Herhalde bu akşamın en mutlusu Mustafa Denizli'dir, herkes ona çalıştı.

21 Kasım 2009 Cumartesi

GS Bilyoner.com İddaa Tahminleri

GS Bilyoner.com'un açılması ile beraber bahis yapma motivasyonum arttı. Malum http://www.gsbilyoner.com/ üzerinden doldurduğumuz her kupon klübe artı bir değer yaratıyor. Bu haftadan itibaren bir yenilik yaparak, fırsat bulduğum her hafta iki kuponu burda sizlerle paylaşıyorum.. Umarım tutar:)) Kupon yapmak isteyenler buraya: http://www.gsbilyoner.com/..
Kupon 1

Kupon 2

20 Kasım 2009 Cuma

Yiğit Şardan


Duymadan, ses etmeden, vicdanın sesini dinlemeden, susarak, saklanarak ezbere sığınarak devam etmek de vardı; sen adın gibi yiğitçe bırakmayı seçtin. GS Mobile, GS Bilyoner, GS Bonus Kart, GS TV.. Büyük pay sahibi olduğun bu projeler zamanla Galatasaray'a verdiğin katkıyı daha net ortaya koyacaktır. Keşke sorumlusu olduğun Galatasaray Erkek Basketbol takımının istihdam politikasında, projelerdeki titizliğinle kadrolaşmaya izin vermeseydin, hemşericilik, yancılık himaye bulmasaydı klubümüzde.. Keşke yaşanmasaydı bu olanlar.. Galatasaray'a hizmet yolunda tekrar yolların kesişmesi dileğiyle şimdilik elvada Yiğit Adam..

18 Kasım 2009 Çarşamba

Utanç


Tarihin en büyük utancı; rezaletin daniskası. Gereksiz bir hazırlık maçı için yaptıkları ahlaksızlıkla, namussuzlukla 104 yıllık camiaya leke sürmeyi göze alanlar yaptıkları hareketin karşılığında neyi amaçladılar muamma.. İşin daha da üzücü tarafı bu işin baş sorumlularının (Okan Çevik, Mert Uyguç) hep övündüğümüz, klubümüzün temelinin atıldığı, bizi diğer klüplerden farklı kıldığına inandığımız, ruhumuzu oluşturan Galatasaray Lisesi sıralarından yetişmeleri.. Ne mağlubiyetler yaşadım, ne kötü günler gördüm ama daha önce hiç bu kadar üzülmedim.. Başımızı öne eğenlerin, spor etiğinden, Galatasaray ruhundan nasibini almayanların Galatasaray'dan uzaklaştırıldığı gibi Türk sporundan da hızla uzaklaştırılması en büyük dileğimdir..

GS Bonus Kart


Galatasaray yönetimi göreve geldiği ilk günden beri kulübün gelirlerini arttırmaya kafa yoruyor. GS TV, Mobile, Bilyoner ve şimdi de merakla beklenen taraftar kart yani GS Bonus Kart. Plastik kartların her gün nakit paranın yerini aldığı hayatımızda proje doğru atılmış bir adım olarak karşımıza çıkıyor. Kredi kartlarının göstermiş olduğu gelişim trendi ve Galatasaray taraftarının potansiyeli birlikte değerlendirildiğinde ilk 4 yıl için 1 milyon kart ve 35 Milyon USD gelir projeksiyon edilmiş. Tabi bu rakamlara ulaşmak mevcut kredi kartı pazarı düşünüldüğünde çok da kolay gözükmüyor, kaldı ki Vakıfbank'ın 4 büyük için çıkardığı kredi kartlarının da rakamları ortada. Peki nasıl oluyor da bu iddialı rakama Galatasaray yönetimi ulaşabilmeyi hedefliyor? GS Bonus kartın artıları neler kısaca özetleyeyim..

Öncelikle böyle bir projede Türkiye'nin kredi kartı pazar liderlerinden Bonus markasıyla çalışılması büyük avantaj. Geniş üye işyeri ağı ve üye markalarla yaptığı anlaşmalar bu kart için de geçerli. Bu yönüyle bile GS Bonus Kart kredi kartı sahibi olmayan Galatasaraylılar için bir çekim merkezi. Kartın beklenen başarıya ulaşması için biraz da hayatımızda zorunluluk olması önemli unsur; bu noktada Aslantepe'nin faaliyete geçmesiyle beraber kart hayatımızda zorunluluk olacak. Zira kombine almak veya herhangi bir maça bilet almak istiyorsak GS Bonus Kart sahibi olmak ön koşul olarak karşımızda duruyor. Peki Kredi kartının nihayetinde bir kredi ilişkisi olduğunu düşünürsek kredi kartı alamayacak durumda olanlar veya almak istemeyenler ne yapacak? Cevap oldukça basit kısa bir süre sonra lansmanı gerçekleştirilecek GS pre-paid kart yani bir nevi kontörlü kredi kartlardan edinecekler. Harcayacağı kadar parayı karta yatıracak ve hesabındaki para ile dilediği maça gidecek, stad içerisinde aktivitelerde bulunabilecek. Maç biletlerinde öncelik hakkı, GS Storelardaki indirimler çeşitli kampanyalar GS Bonus kartın diğer avantajları..
Galatasaray'ın GS Bonus kart ile yapılacak her türlü harcamadan belirli bir yüzde gelir elde edeceği düşünüldüğünde, yönetimin ikincil olarak kafa yorması gereken unsurun bu kartı hayatın her alanında kullanmayı teşvik edecek kampanyalar olduğunu düşünüyorum. Sağlam bir bonus-para puan programı bu konuda müşteri sadakatini ve bağlılığını ortaya koyacaktır. Belirlenecek para puanlar karşılığı kombine kart/maç bileti alımı, deplasman maçlarına dahil olma veya diğer organizasyonlar kartın kullanımını teşvik edecektir. Umarım ilerleyen günlerde bu tarz kampanyalarla karşılaşırız..

Sözü fazla uzatmayalım GSBONUS yazıp 5110'a sms atalım. SMS ile uğraşmayım daha hızlı olsun diyorsanız aşağıdaki linkler sizi bekler:


De Nigris

Bir Pota Klasiği


2-3 gündür varsa, yoksa, heryerde yukarıdaki arkadaş ve akabinde gelişen olaylar.. Pazar günü derby'de yaşananlar oynanan maçı, gösterilen mücadeleyi nerdeyse yok hükmüne getirdi. Ne Cemal Nalga'nın rakibin tamamı milli 3 uzununa karşı 47 dakika gösterdiği (8 Sayı, 13 ribaund) performans, ne Murat Kaya'nın, Evren Büker'in maç döndüren üçlükleri, ne Ranchik'in mücadelesi; hiçbiri konuşulmadı maçtan sonra. Aradaki büyük kadro farkına rağmen, artık bir klasik haline dönüşen derby'deki galibiyet serimiz de konuşulmuyor.. Varsa, yoksa yukarıdaki kadın.. Yazık değil mi, Galatasaray basketbol takımının pazar günü, seyircisinin önünde bu maçı kazanmak için gösterdiği mücadaleye? Değerleri bu mu olmalıydı? Üzücü nokta, yukarıdaki kadını meşhur eden, lehimize sonuçlanan derbiyi aleyhimize döndüren yine kendimizin olması.. Kimse tahrik falan demesin; ne kadar da hazırız tahrik olmaya.. Bir türlü öğrenemiyoruz akli selim hareket etmeyi, armanın menfaatleri doğrultusunda takımı desteklemeyi. Taraftarınla birlikte savaş, gerisi traş diyoruz ama taraftarın da gösterilen mücadeleyi gölgelemeyecek olgunluğa, sağduyuya ulaşmaşı ilk şart olarak gözüküyor bu teoremde..

14 Kasım 2009 Cumartesi

Elano Blumer


Bir ülkemiz klasiğidir, top ayağına yakışan adamı bitirmek.. Transfer döneminde sürekli yıldız oyuncu 10 numara istenir, transfer edilip bir iki maç çıktıktan sonra ise gelenektir artık ülkemizde koşmuyor, takım savunmasını etkiliyor naraları atıp yerine bir kazmayı takıma monte etme çalışmaları.. Kimler geçmedi ki bu değirmenden; yeri geldi dünyanın gelmiş, geçmiş en iyi 50 oyuncusundan biri olan Hagi tartışıldı, yeri geldi ligimizde tüm istatistikleri alt üst etmiş Alex medyamızda.. Oyuncunun karakteri, iş ahlakı zayıfsa Lincoln gibi; basına verdiği malzemelerle birlikte ezilip, gidiyor, kayboluyor bu baskı altında.. Ya da teknik direktörün birine bilet kesmesi gerekiyordur başarısızlık anlarında.. İlk bilet kendilerine verilir Felipe örneğindeki gibi.. Karakteri, iş ahlakı sağlam olup, karizmayı da beraberinde taşıyanlar ise sahada cevap verir bu eleştrilere sahada oynadıkları futbolla, 30 metreden 90'a taktıklarıyla.. Alex gibi, Hagi gibi bilet kesmeyi aklından bile geçiremezsin..

Roberto Carlos, geçen sene bir demecinde Türkiye'de futbol fazlasıyla prese dayalı, oyunu bozmaya yönelik oynanıyor diye ifade etmişti futbol mentalitemizi.. Avrupada 5 yediğimiz, 8 yediğimiz günlerden bize kalan en kötü mirastır bu düşünce, ligimizdeki güç dengeleri arasında uçurum olması da anadolu futbolunun da bu futbol fikrine sıkı, sıkı sarılmalarını sağlamıştır yıllarca. Oynamak değil, oynatmamak arada da bir kaç gol sıkıştırılabiliyorsa ne ala..

Plan oynama değil, oynatmama üzerine kurulunca kilit rollerden biri de hakemlere düşüyor. Malum seyirci stada gol görmeye, futbol izlemeye gidiyor, doğal olarak da hakemin futbol oynayanı kollamasını, bu doğrultuda adalet dağıtmasını umuyor. Görüntü ise tam tersi istikamette, bu kazma futbolunun en büyük temsilcisi Erman Toroğlu yönlendirmeleriyle ligimizde oynanan oyun her geçen gün daha da sertleşiyor. Seyirci olarak bu sert futbolu biz de öyle kanıksadık ki geçen hafta oynanan Diyarbakırspor-Galatasaray futbol mücadelesindeki Diyarbakırspor tarafından tekme göstererek topa dalmalar, sert müdahaleler futbolun doğal akışındaki hareketler olarak algılanmaya başladı..

İşte bu ortamda 10 numara olmak futbolu, fiziğiyle değil aklıyla oynamak veya bu görüntüye adapte olmak kolay olmuyor.. Hele bir de Brezilya orijinliysen, bu futbol fikrine tamamen ters bir yerde alt yapı eğitimini almışsan süreç daha da uzuyor doğal olarak.. Kendisinden çok şey beklediğimiz, transfer olduğu dönemde çok sevindiğimiz Elano Blumer tam bu süreçte.. Sezon başındaki fiziki yetersizlik yavaş, yavaş kayboldu, psikolojik, mental olarak da hazırlandığı zaman 4-3-3'ün orta üçlüsünün her yerinde oynayabilecek bir oyuncu bana göre.. Fenerbahçe maçındaki kötü görüntüsü ise formsuz olduğundan değil, Barossuz olduğundan.. Tek ihtiyacı zaman, yeter ki top sektirdiği için Lincoln'ü kurban etmeye çalışanlara Elano'yu armağan etmeyelim.. Daha fazla uzatmayayım Elano için son sözü efsane başkan Faruk Süren'e bırakıp noktalayalım..

Lincoln milli takımda yokken Elano milli takımda. Elano iyi bir oyuncu ama bir Hagi değil. Çok iyi yetenekleri var, adrese paslar atıyor ama Nonda onun zekasını anlamıyorsa Elano ne yapsın? O zaman Elano hata yapmış oluyor.

Herkes Öldürür Sevdiğini


Biri Türkiye Cumhuriyeti başkenti Ankara'nın 100. yaşını kutlayan en köklü klubü diğeri, Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde yetiştirdiği en büyük atlet. Bu ikiliyi buluşturan ise aynı gün tükenişlerinin gazetelere manşet olması. Biri 100 yıllık saygınlığını yitirdi, 1996 yılından beri koltuk hayalleri kuran başkanının kollarında, diğeri tüm kariyerini, hayallerini kocasının kollarında. Son günlerin moda dizisi Ezel'in akıllara getirdiği Oscar Wilde'ın meşhur dizelerindeki gibi; Herkes Öldürüyor Sevdiğini...

Osman Coşkun


Geçtiğimiz hafta Tuncay'ın 81'de oyuna alınıp 87'de oyundan çıkarılması beni geçmişe götürdü ve aklıma Osman Coşkun'u getirdi. Kimsenin kolay, kolay penaltı kaçırmadığı, saatler süren Gençlerbirliği-Galatasaray kupa maçında sol kanatta sürati ile dikkat çeken ve Fatih Terim döneminde Galatasaray kadrosuna dahil edilen ama bir türlü bekleneni veremeyerek, yedek kulubesinden kurtulamayan, tribünlerdeki lakabı ile Turbo Osman da Tuncay'ın yaşadığı duyguların benzerini yaşamıştı.

1999-2000 sezonunda sakatlıklardan kadro kurmakta zorlandığımız bir dönemde 1-0 önde götürdüğümüz Gençlerbirliği maçının ikinci devresinde Fatih Terim tarafından oyuna sürülen Osman Coşkun tahammül sınırlarını aşan bir 20 dakika oynadıktan sonra Gençlerbirliğinin golu ile birlikte Tuncayvari bir şekilde Fatih Terim tarafından tekrardan yedek klubesine geri alınmış ve Galatasaray kariyerine noktayı -kaderin bir cilvesi- yine bir Gençlerbirliği maçıyla koymuştu. Bu onu Galatasaray formasıyla son görüşümüzdü.. Sonradan Mayıslar Bizim'de okuduk ki, Galatasaray kariyeri devam ediyor Osman Coşkun'un, Çorlu'da Galatasaray futbol okulunda..

Biz yine Tuncay'a dönelim.. O gün Osman Coşkun'a verilen mesaj netti Fatih Terim tarafından ya bu deveyi benim istediğim gibi güdersin ya da terk-i diyar edersin. Tuncay'a da benzer bir mesaj veriliyor Stoke City'de, patron benim istediğim zaman oynatır, istediğim yanımda oturturum. Başka bir açıklaması yok bu 7 dakikanın..

Has Landed

Uzun süredir yoğunluktan yazamıyorduk.. Yoğun dönemi çoğunlukla atlattık diyebilirim. Şimdi tekrardan geri dönüş zamanı..

05 Kasım 2009 Perşembe

Dinamo Bükreş : 0 Galatasaray : 3


Fenerbahçe maçı sonrası oluşan hayal kırıklığı ve akabinde gelen iş yoğunluğu blogu nadasa bırakmamıza yol açtı, neyse ki deplasmanda atılan 3 golle tekrar geri dönüş yapmış oluyoruz. Bu tarz maçlar için Türk basınının alışılmış bir klişesi vardır; bilmiyorum yarın herhangi bir gazetede görecekmiyiz ama ben şimdiden başlığı atıyım "Cimbom Ter Attı".

Cimbom hakikaten ter attı.. Bu akşam yine, Sivas maçında biraz da Elano, Keita, Baros üçlüsünün yokluğunda, zorunluluktan doğan ama rahatlıkla galibiyete ulaşan 11'le başlayan Galatasaray, Leo Franco'nun 0 kurtarış istatistiğiyle tamamladığı maçı yine zorlanmadan kazandı. Defans 4'lüsünün hemen önüne yerleşen ve 2 maçtır ben döndüm sinyalleri veren Mehmet Topal maçın yıldızlarından. Attığı gol müthiş; uzun süredir denediği sol ayağıyla bu sefer uzak köşeye takmasını bildi. Galatasaray'ın 2 maçtır daha derli toplu görünmesinde bana göre en büyük pay, 3lü orta sahadan çok, Mehmet Topal'ın sezon başındaki acemi, savruk görüntüsünden kurtulmasıdır. Bugün oynanan oyun Rijkaard ve Neeskens'in'de beğenisini kazanmış olacak ki, hafta sonu oynanacak deplasman mücadelesine rağmen 70 dakika takıma hiç müdahale edilmedi. Umarım Nonda'nın sakatlığı ciddi değildir.

Avrupa'da işler yolunda gidiyor, 10 maçta 30 gol. Strum Graz beraberliği olmasa liderlik 4. haftadan garanti görünümündeydi. 1, 1 sıçraya, sıçraya gelen Panathinaikos'la 2 hafta sonra Ali Sami Yen'de liderlik mücadelesine çıkıyoruz. Sürpriz olacağını düşünmüyorum ilk 32'de grup liderleriyle eşleşmesi muhtemel rakiblere dikize başlıyabiliriz Hamburg yolunda.