
Maça hazırlanmak, konsantre olmak için Trabzonspor'un tam bir haftası vardı. Galatasaray'ın ise zorlu, yıpratıcı geçen Hamburg maçından sonra cuma gününü dinlenme olarak sayarsak sadece bir cumartesi'si. Bu şartlar altında maça daha iyi konsantre olmuş, daha çok hazırlanma fırsatı bulmuş Trabzonspor'un daha motive bir şekilde baskılı başlamasını bekliyordum. Trabzonspor yönetimi ve taraftarı da bu maçı final olarak görmüş tribünler organize bir şekilde doldurulmuş, eski yöneticiler maça davet edilmiş.
Maç başladığında ise beklenen görüntünün tam tersi sahada idi. Oyunun hakimi Galatasaray, panik halinde sağa sola koşuşturan ise Trabzonspor'du. Bu görüntüyü Alanzinho'nun ayağından bulunan müthiş gol bile değiştiremedi. Oyunun hakimi Galatasaray'dı ancak orta sahadaki organizasyon eksikliği göze çarpıyordu, ortaya konulan futbol adeta bağırıyordu, bu oyuna Lincoln gerek diye. Büyük kaptan güzel devam eden Galatasaray kariyerinde bugün sahaya çıkardığı kadro ve oyunu adeta seyretmesiyle büyük bir soru işareti yarattı kafamızda. Maçtan sonra Lincoln'ü dinlendirmek ve Hamburg maçına hazırlamak amacıyla kenarda tuttuğunu söyledi. Disiplin amacıyla kenarda tuttuğunu söylese benim gözümde daha iyiydi çünkü bu söylediğine inanmak güç. Hamburg maçında sadece 55 dakika sahada kalmış Lincoln'ün kenarda dinlendirilip, aynı maçta büyük bir performans sergileyen, bu maçta da topla buluştuğu her dakika sert tekmelere maruz kalan Arda'nın ayağı delininceye kadar sahada tutulması nasıl açıklanabilir ki...
Bu maça Lincoln'le başlayıp kaybetmek de ihtimal dahilindedir, Lincoln oynadı kazanılacak diye bir şart yok ama Lincoln'ün yerine Mehmet Güven forma giyiyorsa ve sahada oldukça etkisiz bir futbol sergiliyorsa, alınan kararın hatalı olduğu bir gerçektir. Bir çift laf da Ümit Karan'a söyleyelim, ben 90 dakika ne oynadığını anlamadım, sürekli ağız dalaşı, her iki mücadalede kendini yere atan sahtekar hareketler, tahammül etmek her geçen gün daha da zorlaşıyor ama büyük kaptan eski takım arkadaşı olduğundan gerek Ümit Karan'ı bugün 90 dakika kenara alamadı.
Yunus Yıldırım her zamanki gibiydi, oyunda dağıldı gitti.. Alanzinho'nun pozisyonunda faul çalsa Galatasaray'ın daha lehine olacaktı, o pozisyondan sonra seyirci baskısıyla öyle eyyam düdükler çaldı, sert futbola izin verdi ki, zaten yorgun ve topu ayağında tutmak isteyen taraf olan Galatasaray'ın aleyhine oldu bu durum.
Bu maç kazanılsa, beraberinde gelmesi muhtemel Hamburg ve Eskişehir galibiyetleriyle hem şampiyonluk hem UEFA yolunda çok önemli bir viraj oldukça güzel alınacaktı ki, 2-1'den sonra ruhsal olarak dağılmış Trabzonspor karşısında soğukkanlı bir Lincoln ve oyunda kalacak Baros ile galibiyete ulaşmak çok da zor olmazdı kanaatimce. Baros kırmızı almasın diye oyuna giren Yaser, anlamsız yaptığı hareketle bir çuval inciri berbat etti. Hoş kırmızı almasa bile kalan dakikalarda Yaser'in, Milan Baros'un onda biri oranında bile Trabzonspor defansı için tehlike oluşturmayacağı da başka bir gerçekti.
Çok önemli bir 2 puan, bence Büyük Kaptan'ın gereksiz bir güç gösterisi ve inadı ile Avni Aker'de bırakıldı. Son olarak, TV başında sürekli olarak Trabzon'a giden taraftarlarımızın sesini duyduk; bordo mavi renkleri görmesek maçın Sami Yen'de bile oynandığını düşünebilirdik. Hepsinin ağzına, yüreğine sağlık..