31 Mart 2009 Salı

Profesyonel Ligde Takımı Olmayan İller


Profesyonel ligde takımı olmayan iller için umuda yolculuk başladı. Futbolu sevip de profesyonel liglerde takımı olmayan illerde yaşayan kişilerin en büyük arzularından biri yaşadıkları ilin takımlarını profesyonel ligde görmek ve futbol heyecanını çok daha yakından yaşamaktır. Doğup büyüdüğüm il olan Karaman'ın futbol takımı da 2 yıl içerisinde 2.ligden amatör kümeye düşme tecrübesini yaşadığı için şu anda başlayacak olan turnuvada benim de tuttuğum, taraf olduğum bir takım var. Gerçi rakipler arasında Zonguldakspor, Edirnespor, hatta teknik direktör Metin Yıldız yönetimindeki Çerkezköy gibi güçlü ekipler olduğunu düşündüğümüz zaman çok şanslarını görmesemde hayat varsa umut vardır. Turnuvada maçlar 3-5 Nisan tarihleri arasında oynanacak, gruplar aşağıdaki gibi. İlk sırayı alanlar ikinci kademeye maçlarına terfi ediyor.
İstanbul Grubu
Edirnespor
Çorlu Sanayispor
Ereğli Bld.Spor
Zonguldakspor
Sakarya Grubu
Keşanspor
Çerkezköyspor
Alaplı Bldspor
Bartınspor
Konya Grubu
Karaman Belediyespor
Burdur Bucak Bldspor
51 Niğdespor
Önderspor
Sivas Grubu
Sinop Helaldışspor
Amasya Üniversitespor
Nevşehir Suvermezkale
Bayburt Özelidarespor
D.Bakır Grubu
Tuncel Munzur Koleji
Özmuşspor
Tatvanspor
Erzurum Grubu
Arhavispor
Ardahanspor
Iğdır Gençlikspor
Van Grubu
Hakkari Üzümcüspor
Ağrı 04spor
Silopi 1973spor

Atina Notları


Pazar sabahı erkenden oyu kullandık ve bu aralar ayak yolu haline dönüştürdüğümüz Atina yollarına düştük. Bu nedenle yıllardır çok fazla keyif aldığım seçim sonuçlarını bu sefer TV'den takip edemedim. 1999 seçimlerinden beri oy kullanan birisi olarak belediye seçimlerinde işe yarayan oyum olmadı henüz; hep kaybeden tarafta oldum. Bu sene de salladık ama yıkamadık. Türk milletine "risoltante importante" cümlesini öğreten Fatih Terim'in başında olduğu milli takımız da cumartesi İspanya karşısında muhalefet partilerine benzer şekilde karakterli bir yenilgi aldı. Alınan mağlubiyet ve Bosna'nın Belçika'dan galip dönmesiyle yarın oynayacağımız maç da bir nevi final maçı haline dönüştü. Alınacak karakterli bir beraberlik veya mağlubiyet çok da işimize yaramayacak bu sefer. Sahaya 11 cesur yürek süreceğini açıklayan Fatih Terim yarın kazanmak için ne kadar cesur olacak seyredip göreceğiz. Restaurant'ta siparişim geldi:) Atina'dan şimdilik bu kadar.

24 Mart 2009 Salı

Pankart 9'dan Başlıyor!


Son günlerde her şey sarpa sarsa da Galatasaray'ın adının olduğu her yerde, her zaman umut vardır demiş Gheorghe Hagi. Geçen seneye oranla da değişen çok bişey yok aslında, sadece bu sefer pankart 9'dan başlıyor. Biz yine inanıyoruz, hedefe doğru adım, adım yönetim-futbolcu-taraftar hep birlikte...

Sivas'ın Yolları


Pazar akşamı Burak Dilmen'in Futbolig'de yaptığı açıklamalardan en önemli kısım bence aşağıdaki bölüm. Sezon öncesi en umutlu olduğumuz futbolculardandı ama kendisi anladığımız kadarıyla "ben oldum" havalarında. "Ben oldum" diyen adamı da sert anadolu iklimi kendine getirir bence. Aydın Yılmaz şimdiden Sivas'ın Yolları türküsünü öğrense iyi olur zira Bülent Uygun kendisi için baya hevesliydi devre arasında..

Bazı futbolcuların profesyonel anlamda gelişim kaydedemediğini söyleyen Burak Dilmen “Galatasaray büyük bir camia.Orada futbol oynamak büyük bir şanstır.Biz de Aydın’a bu şansı sürekli olarak verdik.Ama o bunu iyi kullanamadı.Skibbe özellikle onunla sürekli olarak gece gündüz konuştu.Ama o profesyonelliğin gerektirdiği şeylerden hep uzak kaldı” dedi.

İlk Şampiyon Olympiakos


Bu sezonun ilk şampiyonu komşudan çıktı. Olympiakos, geçen sene mahkemede kazandığı şampiyonluğu bu sene Panionios'u 3-2 yenerek 3 hafta önceden ilan etti. Toplamda 37, son 13 yılda 12. şampiyonluk. Maçları yayınlayan Nova Sports kanalı bu durumdan şikayetçi, artık lig rating yapmıyor komşuda. Şampiyonlar liginde ise Panathinaikos üstünlüğü var, Olympiakos taraftarı da bu konuda muzdarip. bu yüzden şampiyon olmalarına rağmen İspanyol Valverde'yi yollayacaklar sene sonunda.

22 Mart 2009 Pazar

Galatasaray : 0 Eskişehirspor : 1



Maç öncesi kolay olmayacağı maça gelen herkesin ortak fikriydi. Sene başından beri Milan Baros'un oynamadığı hangi maç kolay olmuştu ki. Kolay olmayacak derken akıllardan bu skor geçmiyordu tabiki, hele 10 kişi kalmış Eskişehirspor karşısında ortaya çıkan bu skor durumu daha trajik hale getiriyor. Haftalardır geliyorum diye bağıran puan kaybı Hamburg maçının fiziksel ve mental yorgunluğunda kıskıvrak yakaladı Galatasaray'ı Ali Sami Yen'de...

Maç boyunca Galatasaray adına gol pozisyonu olarak aklımda kalan tek an ilk yarıdaki Kewell'ın kafa vuruşu. Eskişehir çok iyi alan daralttı, koştu, mücadele etti kenardan bir müdahale olmazsa gol olmayacağı çok aşikardı ki kenarda ısınan kurtarıcılar Nonda, Mehmet Güven ve Aydın olunca ne kadarsan müdahale edersen et nafile olacağı da başka bir gerçekti. Bu olumsuz görüntüye rağmen Büyük Kaptan'a altın tepside bir fırsat sunularak maç 11'e 10'a döndü ama büyük kaptan kenardaki enkazları kullanarak oyuna yaptığı müdahalelerle bu fazlalığı tribündeki bizlere hiç hissettirmedi; hatta daha da ileri giderek 10 kişilik takıma maçı verdi. Bülent Korkmaz göreve geldiğinde sahip olduğu nerdeyse sonsuza yakın kredibilitesini çok erken yitirdi, bugün geldiğimiz noktada tribünlerin güvenmediği bir teknik adam. Lincoln'le giriştiği anlamsız güç gösterisi sonucu hem takımı, hem kendini içten içe kemiriyor, ama olsun sonunda disiplin kazandı (!!). Varsın kaybedilsin 3 puan yeter ki disiplinsiz Lincoln yerine öz çocuğumuz Mehmet Güven sahada olsun (!).. Sezon başı geniş diye övündüğümüz kadroda bugünkü kurtarıcılarımız Mehmet Güven, Aydın Yılmaz.

Geçen sene bu zamanlar Ali Sami Yen'de aldığımız G.Antep mağlubiyetinden sonra yine benzer bir durumdaydık ama sonunda yakalanan kenetlenmeyle şampiyonluk gelmişti. Halen şampiyonluk önümüzde ve nispeten avantajlı bir fikstür bizimle.. Aynı başarıyı tekrar yakalarmıyız? Bu mantaliteyle, bu inatla zor..

20 Mart 2009 Cuma

Galatasaray : 2 Hamburg : 3


Halen şoktayım. Güzel başlayan, yardımlaşmanın üst düzey olduğu ve 1-0 biten ilk yarının ardından , ikinci yarının hemen başında gelen 2. golden sonra rahatlamış tribünlerde yavaştan kafamda çeyrek finalde nereye gideriz hayallerine dalmışken, maç bir anda nasıl 2-2’ye geldi, olup bitenler nasıl gelişti halen kavrayabilmiş değilim. 5 dakika içerisinde her şey değişti, bunun nedenlerinden biri tribündeki bizler gibi sahadaki futbolcuların ve kenarda Bülent Korkmaz’ın da artık bu iş bitti diye düşünmeleriydi. Halbuki bu havaya girecek en son kişinin Bülent Korkmaz olması gerekiyordu. En azından 2 hafta önceki Bordeaux maçında uyarı niteliğindeki sinyalleri ders olarak algılayabilirdi; ama olmadı Büyük Kaptan’da tribünde coşan taraftarlara kendini kaptırarak muhtemelen maç sonu basın toplantısında vereceği demeci o dakikalarda kafasından geçirmeye başlamıştı bile.

Belki de dün akşam en büyük şanssızlığımız ikinci yarının hemen başında 2. golü atmamız oldu. O ana kadar saha içerisinde Hamburg’a pozisyon vermeyen ve aşırı derecede yardımlaşarak oynayan Galatasaray takım müdafası bir anda kontrolü bırakarak bir rahatlama sürecine girdi. Akabinde 5 dakika içerisinde yenilen 2 gol, sonrası panik dakikaları ve tükenen UEFA kupası umudu.

Oynanan oyun üzerine yazılacak, çizilecek çok fazla bir şey olabilir ama bu saatten sonra hiç bir şeyi değiştirmeyecektir, sadece dün akşamki maçı şanssızlıkla açıklarsak ilerisi için büyük bir hata yapmış oluruz. 2000 yılında UEFA kupasına giden yolda, efsane kadroyu oluşturmamız tam 4 yıl almıştı; 4 hafta önce göreve gelen teknik kadro ile elde edilmemişti o efsanevi başarı. Başarının formülü de, bu başarıyı getirecek genç ve yetenekli kadro kalitesi de Galatasaray’ın elinde mevcut. Yapılacak tek iş olaylara biraz daha uzun vadeli planlama ile yaklaşmak, yöneticisi, futbolcusu, teknik heyeti, sağlık ekibi ve taraftarı ile tek vücut halinde hedeflere adım, adım ulaşmayı denemek. 4 yılı, kısa süreye sığdırmaya çalışınca oyundan çıkarken trip attı, o fazla para alıyor, Türkler koşuyor, yabancılar kaymağı yiyor sorunlarının içinde boğulup kalıyoruz maalesef. Dün gece geç saatlerde eve geldim ve kesik, kesik uyuyabildim sinirden.. Bugün de işte oldukça yoğun bir gün geçirdikten sonra, bu yazıyı şu anda kahrolarak, sinirlenerek yazmaya çalışıyorum. Yazdıkça sinirleniyor, üzülüyorum. Dün akşam için söylenecek çok şey var ama gün destek günüdür. Bildiğim tek şey haftasonu Eskişehirspor maçında armadan çok başarı aşığı olan, Hasan Şaş'ı yuhlayan tayfanın tribünde olmayacağı sadece armanın peşinde kayıtsız, şartsız koşanların olacağıdır. Yense de büyük, yenilse de..

18 Mart 2009 Çarşamba

Galatasaray - Hamburg ( Maç Öncesi )


Tur için 0-0 ve her türlü galibiyet yetiyor Galatasaray'a. 0-0'a oynamak ruhumuzda olmayan ve beceremediğimiz bir sonuç, onun için bu ihtimali geçiyoruz.. Geriye tek ihtimal kalıyor galibiyet. Mutlak galibiyet aradığımız bu maçta sakatlık ve cezalı oyuncular belimizi bükmüş durumda. Sezon öncesi ilk 18'de bile düşünmediğimiz bir kaç oyuncu son durak'ın kadıköy olduğu bu zorlu yolda takımı bir sonraki durağa taşımak için gayret sarfedecek yarın.

En önemli eksiklik defans hattında gibi duruyor.. Semih Kaya haricinde esas mevkisi stoper olan başka bir oyuncumuz yok şu anda kadroda. Bülent Korkmaz'ın bugünkü basın toplantısından da anladığımız kadarıyla Semih Kaya yarınki maç için ilk 11'de düşünülmeyen bir isim. Bu durumda ilk maçta 40 dakika başarılı bir şekilde stoperde görev yapan Kewell'ın Hakan Balta'nın partneri olması bekleniyor ancak bugün basına yansıyan haberlere baktığımız zaman Hakan Balta'nın yanında sürpriz olarak Mehmet Güven'in yer alma ihtimalinin de baya güçlü olduğunu görüyoruz. Defans kurgusu muhtemelen Arda'nın oynayıp, oynamama durumuna göre belli olacak. Esas mevkisi olan ön liberodaki performansını göz önünde bulundurduğum zaman Mehmet Güven'den oluşturulacak bir defans kurgusunu düşünmek bile istemiyorum açıkcası.

Arda oynayabilecek durumda olursa ki bence bir basın klişesiyle yarın ayağı kopsa da oynayacaktır, Hamburg kalesine kabus gibi çökebilecek Arda, Lincoln, Kewell, Baros 4'lüsünü hücum hattında kullanmak daha feasible olacaktır. Kewell ileride oynarsa bu yoklukta defans hattında kimin oynayacağı karşımıza çıkan ilk soru. Adaylar Semih Kaya, Serkan Kurtuluş ve Mehmet Güven olarak gözüküyor; bu üçlü içerisinde açıkcası tercihim stoper mevkinde en fazla deneyimi olan Semih Kaya'dan yana.. Kewell'ın stoperde oynaması durumunda da (Arda'nın oynayacağını varsaıyorum) Serkan Kurtuluş'un sağ bekte, önünde ise Sabri'nin görev yapması tercih edilebilir. Her şekilde bu yoklukta Büyük Kaptan'ın işi çok zor.

Taraftar olarak yarın Kadıköy'e giden bu yolda dört bir yanı bayraklarla donatarak, şarkılarla çınlatacağız. Yine unutulmaz bir gece arşivlerde yerini alacak, belki çok zor bir maç olacak ama yeneceğimizden son derece eminim. Tur gecesinde yarın akşam yine burda olmak ümidiyle.

15 Mart 2009 Pazar

Trabzonspor : 2 Galatasaray : 2



Maça hazırlanmak, konsantre olmak için Trabzonspor'un tam bir haftası vardı. Galatasaray'ın ise zorlu, yıpratıcı geçen Hamburg maçından sonra cuma gününü dinlenme olarak sayarsak sadece bir cumartesi'si. Bu şartlar altında maça daha iyi konsantre olmuş, daha çok hazırlanma fırsatı bulmuş Trabzonspor'un daha motive bir şekilde baskılı başlamasını bekliyordum. Trabzonspor yönetimi ve taraftarı da bu maçı final olarak görmüş tribünler organize bir şekilde doldurulmuş, eski yöneticiler maça davet edilmiş.

Maç başladığında ise beklenen görüntünün tam tersi sahada idi. Oyunun hakimi Galatasaray, panik halinde sağa sola koşuşturan ise Trabzonspor'du. Bu görüntüyü Alanzinho'nun ayağından bulunan müthiş gol bile değiştiremedi. Oyunun hakimi Galatasaray'dı ancak orta sahadaki organizasyon eksikliği göze çarpıyordu, ortaya konulan futbol adeta bağırıyordu, bu oyuna Lincoln gerek diye. Büyük kaptan güzel devam eden Galatasaray kariyerinde bugün sahaya çıkardığı kadro ve oyunu adeta seyretmesiyle büyük bir soru işareti yarattı kafamızda. Maçtan sonra Lincoln'ü dinlendirmek ve Hamburg maçına hazırlamak amacıyla kenarda tuttuğunu söyledi. Disiplin amacıyla kenarda tuttuğunu söylese benim gözümde daha iyiydi çünkü bu söylediğine inanmak güç. Hamburg maçında sadece 55 dakika sahada kalmış Lincoln'ün kenarda dinlendirilip, aynı maçta büyük bir performans sergileyen, bu maçta da topla buluştuğu her dakika sert tekmelere maruz kalan Arda'nın ayağı delininceye kadar sahada tutulması nasıl açıklanabilir ki...

Bu maça Lincoln'le başlayıp kaybetmek de ihtimal dahilindedir, Lincoln oynadı kazanılacak diye bir şart yok ama Lincoln'ün yerine Mehmet Güven forma giyiyorsa ve sahada oldukça etkisiz bir futbol sergiliyorsa, alınan kararın hatalı olduğu bir gerçektir. Bir çift laf da Ümit Karan'a söyleyelim, ben 90 dakika ne oynadığını anlamadım, sürekli ağız dalaşı, her iki mücadalede kendini yere atan sahtekar hareketler, tahammül etmek her geçen gün daha da zorlaşıyor ama büyük kaptan eski takım arkadaşı olduğundan gerek Ümit Karan'ı bugün 90 dakika kenara alamadı.

Yunus Yıldırım her zamanki gibiydi, oyunda dağıldı gitti.. Alanzinho'nun pozisyonunda faul çalsa Galatasaray'ın daha lehine olacaktı, o pozisyondan sonra seyirci baskısıyla öyle eyyam düdükler çaldı, sert futbola izin verdi ki, zaten yorgun ve topu ayağında tutmak isteyen taraf olan Galatasaray'ın aleyhine oldu bu durum.

Bu maç kazanılsa, beraberinde gelmesi muhtemel Hamburg ve Eskişehir galibiyetleriyle hem şampiyonluk hem UEFA yolunda çok önemli bir viraj oldukça güzel alınacaktı ki, 2-1'den sonra ruhsal olarak dağılmış Trabzonspor karşısında soğukkanlı bir Lincoln ve oyunda kalacak Baros ile galibiyete ulaşmak çok da zor olmazdı kanaatimce. Baros kırmızı almasın diye oyuna giren Yaser, anlamsız yaptığı hareketle bir çuval inciri berbat etti. Hoş kırmızı almasa bile kalan dakikalarda Yaser'in, Milan Baros'un onda biri oranında bile Trabzonspor defansı için tehlike oluşturmayacağı da başka bir gerçekti.

Çok önemli bir 2 puan, bence Büyük Kaptan'ın gereksiz bir güç gösterisi ve inadı ile Avni Aker'de bırakıldı. Son olarak, TV başında sürekli olarak Trabzon'a giden taraftarlarımızın sesini duyduk; bordo mavi renkleri görmesek maçın Sami Yen'de bile oynandığını düşünebilirdik. Hepsinin ağzına, yüreğine sağlık..

14 Mart 2009 Cumartesi

Hamburg : 1 Galatasaray : 1




Maç günü olduğum Atina'da ne Alman Televizyonu ARD'yi, ne de maçı yayınlayan başka kanalı bulamadığım için internetten kesintilerle takip edebildik mücadeleyi. Bu nedenle yazacak çok bir şeyim yok, kaldı ki yoğun iş temposu nedeniyle bu yazıyı bile ancak bugün geçebiliyorum. Skoru yorumlarsak tur için güzel sonuç. Takip ettiğimiz bloglar maçın destansı öyküsünü çok güzel yorumlamış, siz de nasıl olsa bir şekilde okumuşunuzdur.. Çarşamba günü kapalı üstte tur gecesinde buluşuruz umarım.

12 Mart 2009 Perşembe

Hamburg-Galatasaray ( Maç Öncesi )


2000 yılında UEFA kupasına giden yolda 4. turun ilk ayağında Almanya'da oynanan Dortmund maçı öncesi Fatih, Terim Popescu'nun yokluğunda takımın zayıf yönünün savunma olduğunu söylemiş ve "baskın basanındır" tarzında bir oyun anlayışıyla oyunu ileride kuracaklarını maç öncesi ima etmişti. Maçın sonunu ise hepimiz çok iyi biliyoruz.. Hagi'nin belki de avrupa kupalarında deplasmanda gösterdiği en iyi performans, takım halinde gösterilen pres, müthiş tribün atmosferi, Büyük Kaptan'ın Popescu'yu aratmaması ve turun Almanya'da garantilenmesi.

Bugün yine finale giden yolda 4. tura Hamburg karşısında Almanya'da başlıyoruz. Sakatlıklar ve Meira'nın satılması sonucu takımın en zayıf yönü tesadüftür ki yine savunma olarak gözüküyor. Bu şartlar altında "baskın basanındır" diye başlamaktan başka çıkar yol yok gibi. Umarım bu tarz bir oyunun son adamı olacak Nonda'yla başlamayız.

10 Mart 2009 Salı

Fernando Meira Zenit'te


Gitti, gidiyor derken resmi açıklama henüz gelmese de Fernando Meira nihai olarak tam da zorlu Hamburg maçı öncesi Hamburg uçak biletini iptal ederek rotayı St. Petersburg'a çevirdi. Transfer için konuşulan rakam geçen hafta 7 milyon EUR'ydu, bu hafta yazılanlara göre 6 Milyon EUR'ya el sıkışılmış. Basit bir bakış açısıyla 4 Milyon EUR'ya aldığımız ve bir türlü istediğimiz verimi alamadığımız Fernando Meira'yı 6 Milyon EUR'ya satmak büyük başarı. Bu transfer sezon sonu gerçekleşseydi büyük bir kısım taraftarın bu ayrılık karşısında üzüleceğini sanmıyorum, ancak transfer öyle bir zamanda gerçekleşti ki iki stoper sakat iken Meira'nın da satılması UEFA kupasına giden yolda bazı taraftarlarda umutsuzluk yarattı. Yarın Hamburg maçında stoper olarak elde sadece nöbetçi Emre ve genç Semih kaldı. Hakan Balta'yı stopere kaydırıp sol bekte başka formüller denemek de mümkün. Bütün bu varyasyonlar kafaca Rusya'ya doğru yola çıkmış Meira'yı böyle önemli bir maçta oynatmaktan daha sağlıklı sonuç verecektir kanımca. Sezon boyunca performansı hiç bir maçta vasatı aşamamış belki sezon sonu elde kalacak bir futbolcuyu 2 Milyon kar ile satmak doğru bir iş. Hamburg maçında da yokluğunu hissedeceğimizi düşünmüyorum.. Esas sıkıntımız ileri uçta, Baros'un yokluğunda enkaz Nonda ile maça başlarsak gol mucizeye kalır, maç öncesi değerlendirmelerimizde bu konuyu daha detaylı ele alırız şimdilik Meira'ya hayırlı olsun deyip bu yazıyı noktalayalım.

Terim Olympiakos'a Doğru


Yunan basının Terim aşkı bitmiyor. Bugün çıkan habere göre Olympiakos yönetimi ya Terim ya bir Alman teknik direktör demiş sol alt köşede. Yoğun futbol gündemi biraz durulsun Fotomaç'ta manşet olarak görürüz.

Komşu Yanıyor




Yine iş nedeniyle pazar akşamından itibaren Atina'dayım. Bu nedenledir ki pazar ve pazartesi gecesi Türkiye'de yayınlanan futbol programlarının yerine her ne kadar dillerini anlamasam da burdaki türevlerini izleme şansı buldum. Programlarda ana konu 0-0 tamamlanan Paok-Olympiakos maçıydı. Maç öncesi Olympiakos Gate 7 grubunun otobüslerine molotof kokteyli ile saldıran Paok'lu taraftarlar ( Gate 4 ) Türkiye liglerinde özlediğimiz güzel bir meşale şovuna da imza atmışlar. Maç sonunda Nikopolidis'i kaçarken, Paok'lu bir taraftarı da kovalarken gördüğümü belirtmeliyim. Molotof kokteyli destekli çatışmalar maç sonu da devam etmiş beklendiği üzere. Bu arada Batı Trakyalı Türklerin yoğun olarak yaşadığı İskeçe-Gümülcine şehirlerinin mücadelesinde galip gelen taraf Skoda Xanthi. Komşu'dan haberler bu şekilde...

08 Mart 2009 Pazar

Her Geçen Gün..


Maç sonrası anlamsız iddialı demeçler, sahada kendini kaybetmeler ve Fenerbahçe'yi çalıştırma arzusu. Her geçen gün daha çok benziyor Yılmaz Vural'a...

Galatasaray : 2 Bursaspor : 1


Laptoptaki problemler nedeniyle yazılara bir süre zorunlu ara vermiştik, bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz. Maçın üzerinden çok zaman geçti herkes yazdı, çizdi bu saatten sonra bize çok fazla yazacak bir şey kalmadı. Mutlaka geçilmesi gereken bir maçtı, kazasız belasız atlatıldı. Oyun çok kötü ama çok da oyunu düşünebilecek pozisyonda değiliz, artık maç maç sayıyoruz, hepsi stresli, zor, son 15 dakikalar böyle geçerse saçta siyah tel kalmayacak.

Futbolcuların değeri yokluğunda anlaşılıyor. Önce Hakan Balta'nın değerini anladık, bu hafta da Sabri'nin. Yerine oynayan Serkan Kurtuluş'un uzun dönemde de Galatasaray'a çok bir faydasının olacağını düşünmüyorum. İkinci yarı tam önümüzde oynadı ki, o güçsüzlüğü, ağırlığı ve pozisyon hataları ile kendinde çok ışık göremedim.

Daha önce defalarca Arda, Kewell, Baros, Lincoln dörtlüsünün beraber oynadığı zamanlarda Galatasaray'ın oluşan hücüm gücünden bahsettik. Bursaspor maçının ikinci yarısında Arda ve Baros sahada olmayınca, Kewell'ın kondisyonu sadece 45 dakikaya yetince geride kalan Lincoln ve enkaz Nonda ile gol bulmak zordu, nitekim bulamadık. Neyse zor oldu ama 3 puanı aldık, bu dakikadan sonra önemli olan da bu.

01 Mart 2009 Pazar

Konyaspor : 0 Galatasaray : 1


Stadların atmosferinin, fiziki koşullarının sahada oynanan futbol üzerinde büyük etkisinin olduğunu düşünürüm. Konya Atatürk Stadı bugünkü berbat zemini olmasa bile hiç bir zaman heyecanlı, tempolu maçlara sahne olmamıştır. Tribünlerle saha arasında geniş bir atletizm pisti olan yetmedi bir de bisiklet yarışları için alan bulunan bir stad.. Konyaspor taraftarları da böyle stada böyle taraftar düşüncesinde olmalı ki genelde oyunun içerisinde yer alan, takım ve oynanan oyun üzerinde etkisi büyük olan bir taraftar grubu olmak yerine temposuz bir seyirci olmayı tercih ediyorlar. Futbol stadı olmaktan uzak bu görüntünün içerisine bir de bugün balçıkla yoğrulmuş çim zemini ekleyin sonuç bugün izlediğimiz pozisyonsuz, mücadeleye dayalı futbol.

Perşembe akşamı fizik ve mental olarak oldukça yıpratıcı geçen maç ve bu hafta şampiyonluk yolunda rakiplerin kazandığı puanlar bu maçta oynanan futboldan çok skoru önemli kılıyordu. İçinde bulunduğumuz haftalarda artık iyi oyun değil 3 puan önemli. Bugün de henüz 11. dakikada Türkiye'ye nasıl pazarlandığını bir türlü çözemediğim bu ligin belki de en kötü kalecisi Brezilyalı Jefferson'un yardımıyla Arda skoru bulunca o dakikadan sonra bütün gayretler 3 puanı korumak yolunda sarfedildi. Son ana kadar kalemizde gol görebilirdik, biraz eziyet içinde seyrettik 70 ile 90 arasını. Büyük Kaptan'ın katkısı mücadele yönünde, bugün de çok mücadele etti takım. Sonuç olarak 3 puan çok önemliydi, balçık sahada ihtiyacımız olanı elde etmeyi başardık, bunun dışında bu maç için ekstra ne yazsak boş olur.
Haftaya cuma rakip Bursa, Sabri hakemin verdiği hatalı bir sarı kart nedeni ile cezalı, Emre Aşık'ın sakatlığı olduğu söyleniyor, Emre Güngör ve Servet zaten yok. Gelecek hafta yepyeni bir defans kurgusu bizi bekliyor olabilir. Zor maç olacak..