30 Aralık 2008 Salı

Adnan Polat Basın Toplantısı


Adnan Polat dün Galatasaray Başkanına yakışır bir şekilde basın toplantısı yaptı ve Galatasarayla ilgili gelişmeleri medyayla paylaştı. Toplantının bugün medyaya yansıyan kısmı ise ağırlıklı olarak "Florya'nın 5 kapısı var" sözü oldu. Sabri ve Arda'yı gazlama amaçlı bu haberi manşetlere taşıyan medyanın amacı dolu dizgin koşan takıma çomak sokmaktan başka bir şey değil alışık olduğumuz üzere. Birçok önemli ayrıntının konuşulduğu toplantıda sadece bu söz ve Mehmet Yıldız transferi odaklı haber yapan gazetecinin spor ile alakasının olduğunu söylemek veya 2. sayfada haber yapan magazin muhabirlerinden ayırmak oldukça güç benim nazarımda.

Öncelikle Florya'nın 5 kapısı var sözü kendine ve takımına güvenen bir başkanın sözleridir. İçlerinde benimde bulunduğum bir grup taraftarın takımda en sevdiği oyuncular olan Arda ve Sabri'ye bir baba nasihatıdır. Kaptanlık gelip geçicidir, önemli olan gönüllerde ve camilarda kalıcı olarak durabilmek, Florya'yı o 5 kapıdan yalnız başına terk etmemektir. Arda ve Sabri'de, iki olgun ve büyük Galatasaraylı olarak bu nasihattan üzerlerine düşen payı alarak kendilerinden sonra gelen diğer genç Galatasaray'lılara da örnek olacaklardır.

Bu arada yıllardır Fenerium'un hasılatını, Fenerbahçe'nin gelirlerini, dillerine dolayan basın mensuplarının Galatasaray Store cirosunun %55 artmasına ve Türk Telekom'dan gelecek rekor sponsorluk ücreti 137.5 Milyon USD'ye bugün satır aralarında lüten değinmelerine de şaşırmamak lazım. Olayın şokundalar, ezber bozuldu, yıllardır yaptıkları Galatasaray batıyor haberleri bir anda şekil değiştirdi. Klişeci basının uyum sağlaması biraz zaman alabilir. Dünkü toplantıda Adnan Polat'a tek eleştrim Şansal Büyüka'ya teşekkür etmesidir. Erman Toroğlu'ya Türk futbolunu katletme hakkını veren Şansal Büyüka ve Lig TV ekibinin Galatasaray'a ne gibi bir yardımı dokunmuştur ki dünkü toplantıda teşekkürü bir borç bilmiştir Adnan Polat. Açıklasın biz de öğrenelim, burdan biz de teşekkür edelim Şansal ve ekibine .

2008'in bu son postu vesilesiyle tüm blog aleminin yeni yılını kutlar, 2009'un sağlık, başarı ve mutluluk getirmesini temenni ederim.

Murat Özyer'de Son


Kulübümüz, 2006-07 sezonundan bu yana Galatasaray Cafe Crown basketbol takımımızın Başantrenörlüğünü yürütmekte olan Sayın Murat Özyer ile yollarını ayırma kararı almıştır.Değerli hocamıza bugüne kadar takımımıza verdiği tüm emekleri için içtenlikle teşekkür eder, kendisine bundan sonraki kariyerinde başarılar dileriz.Galatasaray Spor Kulübü

Fenerbahçe maçı öncesi, siteden önce taraftara yapılan çağrı, ardından Murat Özyer'in gönderilme haberi. Yönetim bir şekilde maça hazırlanıyor. Geç alınmış bir karar, Murat Özyer'e katkılarından dolayı nacizane bir taraftar olarak teşekkür edelim.

28 Aralık 2008 Pazar

Beşiktaş CT: 66 Galatasaray CC : 58



Zorlu fikstüre iki aşağıdaki postta değinmiştik. Fikstürde yenebileceğimiz takımların başında geliyordu Beşiktaş. Kim ne derse desin kadro kalitesi Galatasaray'dan yanaydı, maç sonundaki skor tabelası ise Beşiktaş'tan yana.

Son zamanlarda Basketbol bölümüne yazdığım yazıların büyük bir kısmı Murat Özyer üzerine idi. Bu takıma zarar verdiği yönündeki gözlemimi takımın ligde averajla 2. sırada olduğu dönemde bile bir çok kez burdan aktardım. Özellikle ULEB'de kaybettiğimiz maçlarda coaching hataları ön plana çıkıyordu. Takımın belli bir oyun sisteminin olmaması, oyun içerisindeki taktik hatalar, bir türlü sağlıklı bir şekilde sağlanamayan oyuncu rotasyonu bu düşüncemize neden olan faktörlerdi. Basketbolda coach'un oyuna katkısı diğer sporlara göre kat be kat yüksektir. İyi bir coach takımı vasat kadro kalitesine göre çok yükseklere çıkarabilirken, kötü bir coach'da iyi bir kadroya rağmen takımın vasat görünüm çizmesine neden olabilir. Dünkü maça iyi bir coachla çıkabilecek Galatasaray'ın Beşiktaş maçını rahat bir şekilde kazanması su götürmez bir gerçektir. Beşiktaş'ın toplam 39 sayısının Mehmet Yağmur ve Cevher Özden gibi çözüm üretilmesi, durdurulması çok da güç olmayan oyunculardan gelmesi, Galatasaray'ın 4. periyotta sadece 5 sayı üretebilmesi ve galibiyeti tüm maç boyunca dış şutlara bağlaması Murat Özyer adına negatif gözlemlerdir. Takımın ruhsuzluğu, disiplinsizliği, konsantrasyonsuzluğu da kenarda coach var mı acaba sorusunu da akıllara getiriyor.

Netice'de dün Beşiktaş'a yenildik, nasıl bir Beşiktaş'a yenildiğimiz daha da açık olsun diye Cevher Özden'in maç sonu röportajını da aşağıya koyuyorum. Fenerbahçe maçı öncesi az olan umudum iyice azaldı. Yeter artık Murat Özyer demenin zamanıdır, bu zamana kadar gösterdiği duruşu, Galatasaraylılığı ve takıma verdiği katkılar için kendisine teşekkür etmenin zamanıdır.

Maçta 21 sayı kaydeden Cevher, ''En skorer oyuncu olmak benim için önemli değil, kazanmamız daha önemli. Zor bir hafta geçirdik, fazla antrenman yapamadık. Başımızda antrenörümüz yoktu ve bazı oyuncularımızdan yoksunduk. Buna rağmen kazanabilmek çok önemliydi. Bizim için anlamlı bir galibiyet oldu'' şeklinde konuştu.

26 Aralık 2008 Cuma

Suyundan da Koy


Devre arası transfer sezonunda Mehmet Yıldız'ı Galatasaray'da görmek istediğimi daha önce yazmıştım. Bugün de Sivasspor teknik direktörü şair Bülent Galatasaray'ın Mehmet Yıldız'ı resmen istediğini belirtmiş basına. Mehmet Yıldız karşılığında 3.5 Milyon EUR + Necati, Mehmet Güven bonservisiyle + Aydın sezon sonuna kadar kiralık olarak Sivasspor'a verilecekmiş.

Yukarıda yazılanlar Bülent Uygun'un ağzından çıkanlar, doğruluğu nedir şu an için muamma. Doğru olarak kabul edersek bu işin oluru: 3.5 Milyon EUR + Necati (elimizi öpene 750.000 EUR'ya satabileceğimizi düşünüyorum) + Mehmet Güven (o da minumum 500.000 bilemediniz 400.000 EUR eder) = Toplam kabataslak 4.650.000 EUR'ya geliyor. Aydın'ın sezon sonuna kadar kiralık verilmesi de işin bonusu. Yıllardır üst düzey liglerde oynamış, şampiyonlar ligi görmüş, en son EURO 2008'de forma giymiş Milan Baros'un bile 5.5 Milyon EUR'ya mal olduğu göz önünde bulundurulduğunda sene sonu sözleşmesi bitecek Mehmet Yıldız'a bu para oldukça fazla. Bu transfer sonucu takımdan ayrılacak Mehmet Güven ve Aydın'ın, ikinci yarı Lig, Türkiye Kupası ve UEFA maçları dikkate alındığında kadro rotasyonunda oluşturacağı zaafiyete değinmiyorum bile. Transferin bu rakama mal olması ve ayrılan oyuncular nedeniyle takım içerisinde ortaya çıkabilecek muhtemel psikolojik huzursuzluk da ayrı bir soru işareti. Mehmet Yıldız bana göre kadromuzun ihtiyaçlarından biri, transfer edilmesi gerekiyor ama bu fiyata asla. Umarım yazılanlar Bülent Uygun'un piyasa yükseltme kurnazlıklarından ibarettir, değilse adama suyundan da koy derler.

25 Aralık 2008 Perşembe

Murat Özyer, Fikstür ve 1994-1995 Sezonu


Basketbolda zorlu viraja Beşiktaşla Akatlar deplasmanında başlıyoruz. Müteakip maçlar ise içeride Fenerbahçe, Challange Cup'ta Dexia Mons, deplasmanda sezonun sürpriz takımı Aliağa ve son olarak içeride Telekom. Kağıt üzerinde, form grafiğimize de baktığımız zaman bu maçların hepsi kaybedilebilir. Murat Özyer'in takımdaki geleceğini ve takımın sezon içi hedefini de sanırım bu maç serisi belirleyecek. Bu zorlu seriden önce kaybedilmesi gündemde olmayan Oyak Renault maçı P.tesi son dakikalarda geriden gelerek bir sayıyla kazanıldı. Yabancılardan Guroviç ve Milojeviç Oyak Renault karşısında oynamazken haftalardır gitti gidecek denilen Ziziç ise kürkçü dükkanına dönerek lütfen forma giydi Oyak Renault karşısında. Bizim için sevindirici olan Renault karşısında Hüseyin Beşok'un sazı eline alarak takım içi liderliği alması ve kaybetmeye karşı koyması, ancak bunun dışında takımdaki konsantrasyon, motivasyon ve hedef eksikliği çok acı bir gerçek olarak sahada bize gülümsüyor. Galatasaray Basketbol takımı ilk defa bu sezon ne için mücadele ettiğini çok net ortaya koyamıyor. Play-Out oynadığımız sezon da bile belli bir hedef için mücadele eden, kapasitesi ölçüsünde savaşan, bir şekilde tribünlere heyecan veren bir takım vardı sahada. Şampiyonluk ve Avrupada başarı parolası ile başlayan bu sezonda ise geldiğimiz noktada Basketbolun inter-totosundan elenmek üzere olan ve ligde de taraftarın çok fazla umudunun olmadığı bir takım var elimizde.

Keşke Basketbolda en son kupa gördüğümüz 1994-1995 sezonuna geri dönebilsek; coachingde bir Aydan Siyavuşumuz olsa, yabancılardan Gaylon Nickerson bizi heyecanlandırsa ağzımızı açık bıraksa, Jevon Crudup sonuna kadar mücadele etse yüksek kazanma azmiyle.. Kupalara uzansak, uzanamadığımız kupaları ise ancak hakemler elimizden alabilse, bu sefer daha da ileriye gitsek hakemleri de yensek.. Çok mu şey istiyorum acaba?

Bugün elimizde bu zorlu viraj öncesi düşlediğimiz gibi bir takım olmasa da en çok desteğe ihtiyaç duyulan bu dönemde takımımızın arkasında durmamız gerekiyor. Şahenk'i dolduralım, düşlediğimiz takımı tribünden hep beraber yaratalım. Murat Özyer'de şevkimizi kırmasa, Akatlar'da Beşiktaş'ı yense Fenerbahçe maçı öncesi, bize gaz verse hiç fena olmaz tabi..

23 Aralık 2008 Salı

Arda Turan


Sami Yen'de doğdum, Sami Yen'de öleceğim.
Arda Turan - 21 / 12 / 2008

Çadır Tiyatroları


Yayıncı kuruluş Lig TV Türkiye'nin futbol kanalı olarak konumlandırıyor kendisini. Türkiye'nin sözde futbol kanalı (maç dışında kimse bir şey izlemiyor), Türkiye'nin en çok futbol konuştuğu pazar akşamını yıllardır Maraton'a ayırmış durumda. Yıllar geçti, dünya değişti, Maraton'da hiçbir şey değişmedi. Bugün Türkiye'de maçlardan sonra futboldan fazla hakem konuşuluyorsa bunun bir numaralı sorumlusu Maraton ve Erman Toroğlu'dur. Sürekli bir öncekini tekzip eden hakem yorumları ise ayrı bir post konusu olur. Ankaragücü taraftarı olduğunu iddia eden, objektiflikten uzak, düpedüz taraf yorumlar yapan ve yorumlarını konjonktüre göre değiştiren çakma futbol uleması bir kez ümit milli Erman'ı hala ciddiye alan var mı acaba? Her hafta kuruluyor bu çadır tiyatrosu, maç özetleri ve maç sonu röportajlar dışında beklediğim en ufak bölümü yok. İletişimin bu kadar hızlı geliştiği, futbol izleyen seyircilerin eğitim seviyesinin her geçen gün arttığı bir dönemde 10 yıl öncesinin Maraton formatı artık gitmiyor, yeni şeyler söylemek lazım cancağızım Şansal.

Dönüyorum P.tesi akşamına NTV Spor'a. Sergen ve Hakan Ünsal kuruluyor ekranlara. Mahalledeki Merter Pub'da dönen yorumlar daha düzeyli, daha seviyeli daha ciddi bu programın yanında. Birisi Galatasaray'a nefretini kusar, öbürü her hafta BJK'ye yeni kurtuluş reçetesi yazar. NTV Spor'a bu kahvehane formatı hiç mi hiç yakışmıyor. Bu programları takip eden varsa yorumlara bekliyorum.

21 Aralık 2008 Pazar

Galatasaray : 4 Beşiktaş : 2



Ayhan Akman maç sonrası Lig Tv'ye verdiği röportajda kazanacağımızdan emindik bir an bile endişe etmedik, rahat bir maç çıkardık dedi. Maçın özeti de buydu. Sahada kendinden emin, rahat bir Galatasaray seyrettik, ilk yarının sonunda yediğimiz anlamsız baskıda bile hem tribündeki taraftar, hem sahadaki futbolcular oldukça rahattı. Kadrolar arasında Galatasaray lehine müthiş bir fark vardı ve sonucu bu kalite farkı belirledi.

Maça gelirsek Lincoln yine süper oynadı, Milan Baros kalitesini gösterdi ama maçın yıldızı Arda Turan'dı. Ardanın haftalardır dozajını arttırdığı ileri geri körük gibi gidip gelmesi bu maçta tavan yaptı. Müthiş koştu, belki Tv'den izleyenler kaçırmış olabilir, tribünde görüntü çok aşikardı.

Bir paragraf Skibbe'ye açalım, takım müthiş keyif veren bir futbol oynuyor, herkes uyum içinde tabiki bu görüntüde kendisinin payı çok büyük ancak bugün akşam ilk 11'de Nonda tercihine saygı duysam da maçı Nonda'yla bitirmek Galatasaray'ın oynadığı futbola ihanetti. Allahtan Delgado bu duruma dayanamadı şartları eşitledi maçı 10-10'a çevirdi. İkinci yarıya Barış arkada Aydın veya Sabri önde veya Sabri arkada Barış önde başlasa skor çok daha farklı olabilirdi Skibbe adına.

Tv kanallarında bu maçı hakeme bağlamaya çalışanları görüyorum şu anda, sabaha kadar istedikleri hakemle bu maç oynasa yine Galatasaray lehine bitirdi. Sonuç olarak Galatasaray Ankaragücü-Gençlerbirliği-Beşiktaş üçlemesini toplam 10 gol ve 9 puanla bitirerek yeni yılda taraftarına çok güzel bir hediye verdi. Herhalde sağnak yağış altında oynanan ve şemsiyenin yasak olduğu bu maçta tribünleri boş yer kalmayacak şekilde dolduran taraftar da bu hediyeyi haketmiştir. Şimdiden Mutlu Yıllar..

Galatasaray - Beşiktaş ( Maç Öncesi )


2008'in son, ligin ilk devresinin sondan bir önceki maçına çıkıyoruz. Bizim taraftar Beşiktaş maçlarını kafasına çok takmaz, kaç Beşiktaş maçı hatırlarım ki yeni açık dolmamış, karaborsanın elinde biletler patlamıştır. Ancak bu sefer durum farklı, Ankaragücü ve Gençlerbirliği ile başlayan üçlemenin son ayağı Beşiktaş olduğu ve takım göze oldukça hoş gelen, keyif veren bir futbol oynadığı için ilgi büyük. Karaborsada Açık tribün biletleri 100-150 aralığında dalgalanıyor.

Skibbe muhtemelen akşam Topal, Ayhan, Barış ve Arda orta sahası ile başlayacak. Bu orta saha kadrosunun Galatasaray'ın bu sezon başından beri sahada görebileceğimiz en dirençli orta sahası olduğunu düşünüyorum. Hücüm gücü zaten çok farklı Galatasaray'ın. Beşiktaş cephesi ise oldukça stresli maç öncesi, kaderlerini belli edecek dönüm noktası niteliğinde bir maç. Derby'e stresli çıkanlar / favoriler kaybeder diye bir klişe vardır. Stresli çıkan beşiktaş, favori olan Galatasaray ne olacak şimdi?

Bugün dirençli orta sahası ve seyirci desteği ile maçı rahat alacağımızı düşünüyorum. Galatasaray maçlarını izlemek büyük keyif, akşam bu keyfi çıplak gözle seyretmek bile yetecektir. Üçleme tamamlanır, yeni yıla çoşkulu/umutlu gireriz.

20 Aralık 2008 Cumartesi

Nevizade Geceleri/Peşindeyiz


Tribünlerin uzun süredir aradığı tüyler ürperten beste Beşiktaş Derby'sinde tekrar denenirmi bilemiyorum ama denenirse bu sefer daha gür sesle söylenmesi için sözler aşağıda. Güfteyi merak edenler ise buraya

Giden Her Sevgilinin Ardından ,Hep Biz Olduk El Sallayan
Haykırsak Duyarlarmı Sesimizi, Hangi Sevdadan Galip Çıktık Ki
*****
Yürüyoruz Sessiz ve Kederli, Nevizade Geceleri
İnletiyoruz Hep Çıkışında, İstiklal Caddesini
*****
Boşuna Çekilmedi Bunca Çile, İçiyoruz Gündüz Gece
Haykırdık Ama Duymadı Hiç Kimse ,Peşindeyiz Her Yerde
*****
Zaten Aşklar Hep Yalan Dolan, Sonu Hep Acı Hüsran
Bize Her Sevdadan Geriye Kalan, Sadece Galatasaray
*****
Cimbombom'um, Cimbombom'um
Canım Feda Olsun Sana
Hiçbir Şeye Değişilmez
Senin Sevgin Bu Dünyada
*****
İstanbulda Deplasmanda, Yağmurlarda Çamurlarda
Kimim Varki Senden Başka, Cimbombom'um Sen Çok Yaşa

İlk Etap Bordeaux


Kaderin cilvesi; geçen sene Panionios'a attığı gollerle UEFA'da en azından bir tur daha görmemizi saplayan Bordeaux, finale giden yolda ilk etabımız. Hedef final olduğu için gelen rakibin çok fazla önemi yok ama kamuoyunda estirilen rahat geçilir bu tur havasına da çok katılmıyorum. Bir sonraki turda da muhtemel rakip geçen sene karşılaşma fırsatı bulamadığımız Hamburg. Geçen sene oynayamadık bu sefer oynarmıyız bilemiyorum ama Bordeaux'da oynadığımız maçın skoru gösterecektir tur müjdesini. 2000'de finale giden yol Bologna ile başlamıştı bu sefer de Bordeaux. İlk iki harflerinden başka ortak özelliklerinin olması dileğiyle bu postu şimdilik kapatıyorum.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Gol Hasan, Dakika Doksan


Resmi sitede gördüm tarihde dün 1989-90 sezonunda Fenerbahçe'yi Hasan Vezir'in 90.dakikada attığı golle yendiğimiz günmüş. E bizimde aklımıza hemen lambada melodisinden uyarlama beste geldi.. Dakika Doksan, Nasıl Koydu Fener'e Hasan!! Anılar şimdi gözümüzde canlandılar...

13 Aralık 2008 Cumartesi

Gençlerbirliği : 1 Galatasaray : 3



Maç öncesi Ankara'da Aydın'ı seyretmeyi beklerken Nonda ve Mehmet Güven'i kadroda görmek beni bir hayli endişelendirmişti. Malum ikisi hakkında da görüşlerim bellidir, Mehmet Güven'in bir türlü gösteremediği yeteneği ve Nonda'nın ruhsuzluğu bu maç öncesi beni endişelendirmek için yeterliydi.

Bu atmosferde aman bir kaza olmasın diye başlayan maçta 1-0 geriye düşmemize rağmen yine muhteşem bir 15 dakika oynayarak, Gençlerbirliği ne olduğunu anlamadan skoru 3-1'e getirdik. Bundan sonrası da gereksiz oynanan dakikalardı Beşiktaş derbisi öncesi.. İki Ankara deplasmanında oynadığımız futbolla rakiplere müthiş bir gözdağı verdik, Galatasaray'ın kadrosu beş dakika boş bırakılmaya gelmiyor, durdurmak için müthiş bir konsantrasyon sergilemek gerekiyor. Bu sene oynadıkları oyundan hem oyuncular zevk alıyor, hem biz tribünde, ekran başında müthiş keyif alıyoruz. Bu sefer cuma'dan işimizi halledip derby öncesi ağımızı ördük puan kaybı bekliyoruz.

Günün sürprizleri Mehmet Güven ve Nonda'yla başladık yazıya, onlara da bir iki satır değinelim. Önce Nonda; bu maçta da beni şaşırtmadı, aynı ruhsuzluk, aynı isteksizlik, skorun 3-1 e gelmesi bile onu hareketlediremedi. Belki dünkü sistem içerisinde çok sırıtmasa da Nonda'dan ümidi kestim ben artık.. Mehmet Güven'e gelirsek; süper oynadı, orta sahada hem atak kesen, hem atak başlatan bir görüntüsü vardı. Bu adama yetenekli diyenlere bugün biraz hak verdim ama en önemli başarı ölçüsü istikrardır, bu iyi oyununu istikrara dönüşterebilecekmi izleyip göreceğiz.

Yazıyı da Rıdvan Dilmen ile bitireyim, malum maç öncesi iddaa yorumunda Galatasaray'ın takılacağını belirtmiş. İş hayatının her türlüsünde duygularını işe karıştırırsan başarısız olur, komik duruma düşersin. Rıdvan kadar futbol bilmesemde iş tecrübem var sayılır, kendisine tavsiyem iş hayatında duygularına yer vermeyip daha çok mantığını kullansın.

10 Aralık 2008 Çarşamba

Galatasaray'ın Siyahileri


Malum Nonda ile başımız dertte son günlerde, pekçok taraftar gibi bende Nonda'nın yeteri kadar mücadele etmediğini düşünüyorum. Halbuki Nonda ilk geldiğinde uzun süredir özlemini çektiğim, gece maçlarında parlayan zebellah gibi bir siyahi oyuncunun en sonunda kadromuzda yer bulduğunu düşünmüştüm. Maalesef bir süre yalancı baharı yaşatsa da şu anda istediğimiz performansın çok uzağında. Bu noktada Nonda'dan yola çıkarak geçmişe doğru uzanalım ve Galatasaray'da siyahi oyuncuların performansını sorgulayalım, kim ne yapmış sarı-kırmızı forma altında bir göz atalım..

1. Dominique İorfa (1991-1992) : Galatasaray'ın siyahi oyuncularla ilk tanışmasıdır. Pekçok espriye konu olmuş, uzun süre rakip taraftarların diline dolanmıştır. Türkiye'de oynadığı oyundan daha fazla bir üne sahiptir, yeri geldiğinde halen rakı sofralarında muhabbeti geçer. Kimine göre futbolcu değil koşucuydu, kimine göre de Alp Yalman gece maçında seyrettiği başka bir oyuncuyu transfer edecekken İorfa'yı transfer etmişti. Siyahi oyuncularla tanışmamız çok kötü olmuştu, devamı nasıl gelecekti.

2. Norman Mapeza (1994 - 1995) : İorfa'dan sonra 3 yıl siyahi oyuncudan uzak duruldu. 1994-1995 sezonunda ise Saftig yönetimindeki Galatasaray'a Polonya'dan 21 yaşında Zimbabwe'li Norman Mapeza transfer edildi. Gösterdiği performans oldukça olumluydu, orta sahada oyunu çift yönlü oynayabilen modern ama tekniği zayıf bir ön libero görüntüsündeydi. Galatasaray yönetimi bu genç oyuncundan çok para kazanmayı hayal ederken Mapeza bir sezon sonra yabancı kısıtlamasına kurban gidiyor, önce Ankaragücü'ne, ordan Altay'a, ordan da Dardanel'e transfer oluyor ve en son Malatyaspor'da Türkiye kariyerini noktalıyordu. Taraftarın hafızasında Beşiktaş maçında gösterdiği performans ile anılır. Şu anda teknik direktörlük kariyerinin başında olan Mapeza Zimbabwe U-23 Milli Takım'ını çalıştırıyor.

3. Ulrich Van Gobbel ( 1995-1997 ) : Başta yaptığım gece ışığında parlayan, zebellah gibi oyuncu tanımına en çok uyandır. Rakip forvetlerin korkulu rüyasıydı güçlü fiziğiyle. Tribünle arasında pozitif bir iletişim vardı. Oynadığı yıllarda başarılı sayılabilecek bir performans sergilemesine rağmen Fatih Terim tarafından çok ısrar edilmeden ülkesine geri yollandı. Nihai olarak UEFA kupasına giden yol açıldığına göre hayırlı olmuş diyebiliriz. En son dolandırıcılıktan 4 ay hapis cezası alan Van Gobbel'in nerde olduğu bilinmiyor.

4. Mandinga Marcio (1999-2000) : Fatih Terim'in Bruno Quadros'la beraber Brezilya'dan bulduğu yeteneklerdendir (!!). Galatasaray'ın efsane kadrosunda Hakan Şükür ve Arif Erdem'in ardında uzun süre yedek beklemiştir. En son Kadıköy galibiyetinde Rüştü'yü kıç üstü oturtmasıyla taraftarın arasında ayrı bir yeri vardır. Galatasaray'ın UEFA'yı kazanmasıyla değerini katlayan Marcio, Boavista'ya transfer olmuş orda da Şampiyonlar ligi tecrübesi yaşamıştır. En son ülkesinde Atletico Mineiro'da oynuyordu

5. Joao Batista (2001-2003) : Devre arasında Gaziantepspor'dan rekor parayla transfer ettiğimiz Batista, mahalledeki x bir vatandaşdan farklı olmayan futbol tekniğini insan üstü bir şekilde koşarak kapatmaya çalışmış ama yine de ne işi var bu adamın Galatasaray'da laflarından kaçamamıştır. Türkiye sevdası nedeniyle Türk olup Mertol Karatay adını alan Batista, geçen sene Uğur Uçar'ın dizini kırarak Galatasaray sağ kanadında kapanması güç bir yara açmıştır. Açtığı yara halen kanamaktadır. Kendisi en son Bank Asya 1. Lig'de Kasımpaşaspor forması altında görülmüştür.

6. Mbo Mpenza (2001-2002) : Jardel'in takasından gelmiştir. Ben şahsen kendisini sahada oynarken görmedim. Lucescu'nun oyuncunun süratini beğendiği Abdurrahim Albayrak tarafından rivayet edilirdi. Sanırım süratinden başka futbol adına hiçbir şeyi yoktu, ama abisi büyük topçuydu.

7. Muhammed Sarr (2002-2003) : Fatih Terim'in ikinci döneminde ilişkilerini kullanarak Milan'dan sudan ucuza transfer ettiğini iddia ettiği Senegalli Sarr, kısa süre içerisinde Fatih Terim'in gözünden düşmüş ve geldiği yere geri dönmüştür. Şampiyonlar Liginde Galatasaray forması altında deplasmanda Lokomotif Moskova'ya gol atmışlığı vardır. Geleceğin Maldinisi en son Standart Liege forması giyiyordu.

8.Dionosio Christian (2002-2003) : Fatih Terim'in panik halinde transfer ettiği oyunculardandır. PSG'nin Anelkayı sattıktan sonra boşluğunu doldurmak için transfer ettiği isimdi. Galatasaray performansı bugunkü Nonda'nın muadilidir. Galatasaray'dan sonra yaklaşık 10 takım dolaştığını okumuştum. Olan yine Galatasaray'ın paralarına oldu.

9.Ali Lukunku (2002-2003) : Devre arasında transfer edilip ilk çıktığı hazırlık maçında Mısır Milli takımına gol atmış ve maçtan sonra Mısır'da forma giyen El Saka tarafından maşallah maşallah çok süper futbolcu olarak tanımlanmıştır. Oynadığı süre içerisinde hava indirme tugayı olarak top indirmekten başka birşey yapmayan Lukunku ikinci İorfa vakası olarak tarihe geçmiştir. Halen beğenilmeyen forvetlere Galatasaray tribünlerinde Lukunku denmektedir.

10. Cesar Prates (2003-2004) : Attığı güzel frikik golleri hala aklımda olan kepçe kulaklı sağ bek. Real Madrid'de bile forma giymiş olması geldiğinde taraftarı heyecanlandırmıştı. Hücüm özelliği iyiydi ama defansif yönü bir o kadar kötüydü. Neyse o da Fatih Terim tarafından kısa sürede öğütüldü.


11. Rigobert Song (2004-2008) : Çok fazla söze gerek yok, aslan pençesi Song Galatasaray'ın gelmiş geçmiş en iyi siyahi oyuncusu.

12. Flavio Conceicao (2004-2005) : Özhan Canaydın kendisi için Real Madrid kapısında yatmıştı, bu bile transferinin ne kadar önemli olduğuna işaretti. Galatasaray performansı ise bu Conceicao o Conceicao'mu sorusunu doğurdu herkesin kafasında. Galatasaray'dan Panathinaikos'a transfer oldu, Yunanlı bir dostum yüzyılın kazığı olarak adlandırdıklarını söylemişti bu transferi. Şu anda muhtemelen Brezilyada bir yerlerdedir.

13. Allim Saidou (2004-2006) : Gerets döneminde tek ön liberolu sistemin kilit oyuncusuydu. Gelen şampiyonlukta büyük payı vardı, modern ön libero tanımına uygun bir isimdi. İkinci senesinde Adnan Sezgin tarafından Nantes'a satıldı şu anda Kayserspor'da futbol yaşantısına devam ediyor. Galatasaray'da sevdiğim siyahiler arasındandır.

14. Ahmed Barusso (2007-2008) : Ganalı ön libero bir tek Kasımpaşa maçında Kalli tarafından sağ bekte denendi. 1-0 kaybedilen maçta mesafe tanımadan dan-dun vurmasıyla taraftarın hafızasında yerini aldı. Bir daha da forma şansı bulamadı.

Arada atladıklarım varsa yolu düşen yorumlara eklesin sonuç: Galatasaray siyahi sevmez.

Kolbastı Yattara


Kocaelispor maçı sonrası ortaya çıkan futbolun güzel görüntüleri. Lig TV maç özetlerinde yakaladım, medyada çok fazla yer almadı sanırım. Yattara çok keyifli adam, yıllardır Trabzon'a uyum sağlayamayan yabancılar konuşulurdu, bu kadar uyum sağlayanı da bir ilk sanırım.

07 Aralık 2008 Pazar

Ankaragücü : 0 Galatasaray : 3


Perşembe-Pazar yorgunluğu, Berlin zaferi sarhoşluğu ve suni çim sendromu. Bütün bu saydıklarım maçın skorunu oynanan oyundan daha önemli kılıyordu. Maç boyunca perşembeye göre daha durgun ve isteksiz gözüken Lincoln kilidi açtı ve oyunu 3 asistle tamamladı, maça damgasını vurdu.

Takımda o kadar kaliteli isimler varki durgun giden bir mücadelede 5 dakikada müthiş bir resital sunup maçı 3-0'a getirebiliyor. Maç boyunca sahada kaçak oynayan Kewell kaledeki örümcekleri temizliyor, Baros müthiş mücadelesini iki golle süslüyor, Arda ve Lincoln sürekli defansı meşgul edip nefis verkaçlara giriyor, De Sanctis kalesinde güven veriyor. Şu kadrodan haklı olarak bu sene çok şey bekliyoruz.

Nihai olarak sonucun oynanan oyundan kat kat önemli olduğu bir maçta, ihtiyacımız olan skoru 3 güzel golle aldık ve bayram öncesi hepimize moral oldu. Şimdi Ankara deplasmanı, dönüşte Beşiktaş, bu viraj 3te3'le dönülür esas Bayram o zaman başlar Galatasaray taraftarı için. Herkesin bayramını kutlayıp bu postu burda noktalayalım. Nice bayramlara beraber ulaşmak dileğiyle..

Apo'nun Yeri Narlıkuyu Balık Restaurant Narlıkuyu/Mersin


İki hafta önce Hürriyet Cuma'da en iyi 10 balık mekanı açıklandı, bende bugün listeye hem bir ilave yapıp hemde uzun zamandır sessiz duran lezzet durakları köşemi canlandırıyım.

Mersin'den Karaman istikametine giderken Narlıkuyu isimli cennetten bir köşe olan koy sıra sıra dizilmiş balık restaurantlarıyla yol üstünde sizi bekler. Yaklaşık 20 restaurant'ın bulunduğu koyda hemen girişte, koya hakim manzarasıyla Apo'nun Yeri favorimdir. Mekanda Akdeniz'in ve Narlıkuyu'nun favori balığı lagos ve diğer balıklar her türlü pişirilme şekliyle servis edilmekte. Her ne kadar Narlıkuyu'nun spesiyali lagos olsa da esas yenilmesi gereken lezzetin Akdeniz'in tuzlu suyuyla beslenmiş olan Barbun Tava olduğunu düşünürüm. O yüzden Apo'nun yerine gidildi mi illaki tadımlıkda olsa ortaya bir barbun tava söylemeli. Taze sarımsaklı roka salatası, narlıkuyuya özel kaya koruğu turşusu, kalamar tava mekanda balığa lezzet katan diğer unsurlar. Tabi balığın olmazsa olmazı iki duble rakıda unutulmamalı. Nefis bir manzara, dibi görünen deniz, lezzetli balıklar ve İstanbul'a göre cuzi fiyatlar. Yolu düşen Narlıkuyu'na mutlaka uğrasın ve bu keyfi yaşasın.

05 Aralık 2008 Cuma

Rashid Atkins Galatasaray'da


Galatasaray Basketbol takımı ile ilgili daha önce yazdıklarımız burada. Futboldaki Hertha Berlin zaferinin coşkusu altında Basketbolda Belçika'da aldığımız hezimet gözden kaçırılmamalı. Euro Challenge gibi Basketbolun intertoto'su olarak nitelendirebilecek bir kupada, geçen sene kupa-2'de Final Four oynamış bir takım olarak Belçika'nın sıra takımı Dexia-Mons'dan tam 36 sayı fark yedik. Skor ortada olduğu için maç ile ilgili detay yoruma gerek yok, Ziziç kafaya gitmeyi koyduğu için sahada yok gibiydi ve maçı -0- sayı ile bitirdi, diğer oyuncular da bu maçı niye oynuyoruz der gibiydi. Murat Özyer'de kenarda çözüm bulacağına anlamsız bir gerginlik içindeydi. Sene başında kariyerli iki uzun transfer etmemize rağmen taraftar olarak Fatih Solak'ı gözümüz arıyor, hafta sonu Yeni Asır gazetesinde okuduğuma göre Aliağa'da parası ödenmediği için mutsuzmuş ve Fenerbahçe Ülker'e transferi gündemdeymiş, dolayısıyla elimizde olabilecek bir güç devre arasında ezeli rakibimize hediye olabilir.

Neyse şimdi önümüze bakalım.. Hezimetten sonra yönetim bu işin sayı atamayan point guard'ımız, -Murat Özyer'in gözdesi- Strickland ile yürümeyeceğini anlamış ve Rashid Atkins ile sözleşme imzalamış. Gelen Rashid'in kariyeri aşağıda. Daha önce Banvit ve Tekel'de oynamış, giden Dee Brown, gelen Tekel'den Rashid. Çok fazla da söze gerek yok.

Rashid AtkinsDoğum Tarihi: 14 Mayıs 1975Doğum Yeri: PhiladelphiaBoy: 1.82 mKariyeri:1994-98 St. Joseph (NCAA)1998-00 Inter Bratislava (Slovakya)2000-01 Spojnia Stargard (Polonya) 2001-02 BC Lugano Snakes (İsviçre)2002 Spojnia Stargard (Polonya)2002-03 Tekelspor2003-04 Haifa/Nesher BC (İsrail)2004-05 Banvit2006 Prokom Trefl Sopot (Polonya)2007-08 ASCO Slask Wroclaw (Polonya)

04 Aralık 2008 Perşembe

Hertha Berlin : 0 Galatasaray : 1



Maç öncesi yazımızda belirttik tarih ve tekerrür bugünler için beraber kullanılır diye. 1999 yılının karbon kopyası olmasa da o günleri hatırlatan, bizim için umut olan bir maçtı. 70 dakika nerdeyse pozisyon vermedik Hertha Berlin'e, maçın 1999 yılından tek farkı kale önüne oldukça başarılı gitmemize rağmen çok net pozisyonlar bulamamazdı.

Orta göbekte Barış ve Mehmet Topal ikilisi çok iyi bir maç çıkardı. Özellikle Barış'ın çok kısa sürede sakatlıktan kurtulup hem Hacettepe maçında hem bu maçta takımın en iyilerinden birisi olması, oyunun her iki yönünde de kendini göstermesi ilerisi için en büyük artımız. Servet, dünkü maçın önemini çok iyi bildiği için macera aramadı sıfır hatayla oynadı. Hakan Balta ve Sabri yine çok çalışan, görevini yapan oyunculardı, zaten dün akşam görevini yapmayan yoktu. Baros çok koştu, topla çok buluştu, çok alan boşalttı. Arda dün sağ kanat'da fazla kaldı, geçmiş Arda performansının çok altındaydı, bir isteksizlik vardı. Her oyuncunun kötü bir günü vardır, hep en iyiye alıştırdığı için dünü Arda adına kötü güne yazalım. Kewell'da sol kanatta en fazla zaman geçirdiği maçta bana göre Arda'yı arattı ama yine de tatminkar bir performans sergiledi. Meira için dün nötr'üm daha fazlasını bekliyoruz doğal olarak.

Lincoln için söylenecek çok şey var. Müthiş istekliydi, çok çalıştı tam bir on numara performansı sergiledi. Hacettepe maçından sonra Erman ile Erdoğan'a gerekli göndermeyi yapmazsa hatrım kalır demiştim, sağolsun gereken cevabı sahada layıkıyla verdi. Erman ile Erdoğan ne düşünmüştür dünkü maçı seyrettikten sonra adeta küfür yediler Lincoln'den.

Bir ayrı paragrafda De Sanctis'e açalım. Geldiğinden beri güvenmekteydim, dün akşam yaptığı bir hataya rağmen sonucun oluşmasında en büyük paylardan biri onundu. Golden sonra yediğimiz baskı da takımı ayakta tutan isimdi. UEFA finaline giden yolda kalemiz emin ellerde.

Dün akşam en azından gurbetçilerimize hakettikleri gururu yaşatmak için önemliydi. Alıştıkları Galatasaray performansı dün yine Almanya'da sahnelerdeydi. Onlarda takımı müthiş desteklediler, itici güç oldular. Sonuç olarak UEFA kupasının favorilerinden Benfica'nın elenmeyi garantilediği, diğer bir favori Olympiakos'un işini son maça bıraktığı bir nevi ölüm grubundan Galatasaray 2 deplasman galibiyetle çıkmayı garantiledi. Berlinden yine finale uzanmak dileğiyle bugünlük bu kadar.

02 Aralık 2008 Salı

Hertha Berlin-Galatasaray ( Maç Öncesi )


1999-2000 yılında yine Berlin Olimpiyat stadında oynanan bir Hertha Berlin maçıyla başlamıştı UEFA kupasına uzanma hikayemiz. Bir hafta önce Chelsea'den 5 yemiş, şampiyonlar liginden ümidi kesmiş, basının baş hedefi olmuş, sadece bir puanlı takımdık o gün Hertha karşısında. Ümitler azdı maç öncesi, ilk yarı 1-0 yenik kapatılınca az olan ümitler ümitsizliğe bıraktı yerini.. Ancak Galatasaray'ın olduğu yerde ümitler bitmiyordu, son senelerin en formda Hertha Berlin'i ikinci yarı tek kelimeyle kendi sahasına hapsoluyor ve 45 dakikada 4 golü kendi kalesinde görüyordu. Sonrası malum hikaye, bu maçtan sonra bileğimiz bükülmüyor namağlup kupaya uzanıyorduk. Herşeyin başladığı yer Berlin'di..

Bugünde vaziyet benzer, bir önceki Metalist maçı kaybedilmiş, basının hedefi olmuşuz, yine flu bir görüntü var. İşte tarih ve tekerrür bugünler için beraber kullanılıyor, yarın yine her şey Berlin'de başlasın, dönüm günü yine Berlin olsun..

01 Aralık 2008 Pazartesi

Kazmalar ve Lincoln


Hacettepe maçının ikinci yarısı başlayalı 5 saniye olmuş, toplasan 3 pas olmamış, Erdoğan Arıca yedek kulübesinden fırlayarak kenarda klasik şovunu yapıyor, devre arasında söylemediği ne varki 2.yarı başlayalı 5 saniye geçtikten sonra hışımla kenarda takılıyor. Pekçok maçta ve Galatasaray maçında Erdoğan Arıca'nın bu tarz şov kokan hareketlerini görmek mümkün, zaman zaman yeri geliyor takla bile atıyorlar..


Maç bittikten sonra da şov devam etmiş, işi Lincoln'ün üzerine yürümeye kadar götürmüş Erdoğan Arıca. Erman Toroğlu'da fırsat bu fırsat diyerek Erdoğan'a hak vermiş Lincoln'ün ayağını kırmak gerek diye buyurmuş programından. Yıllardır şovun daniskasını yapan iki kazmanın, futbolun güzelliklerini sergileyen Lincoln'ü idam etmesine izin vermeyecektir Galatasaray taraftarı. Velevki yaptığı şov Lincoln'ün, biz bu şovu seviyoruz. Bundan sonraki ilk maçta da Erdoğan'la, Erman'ı maç 11'e 11 devam ederken üst üste koyup sektirmezse hatrım kalır Lincoln'de.
Son olarak Nazmi Abi futbola lanet ettirenler köşesinde şu Erdoğan Arıca'nın Galatasaray dönemindeki kazmalıklarını anlatırsan duacı olur sana bu taraftar.