30 Kasım 2008 Pazar

Galatasaray : 3 Hacettepe : 1


Aslında maçın yazılacak bir tarafı yok ama Metalist maçı iş yoğunluğuna kurban olunca en azından bu maç için bir şeyler karalayım istedim. Taraftarla barışma fırsatı Metalist maçında kaçırılınca küskünlük bu maçta da devam etti, taçsız kral Metin Oktay'la başlanan maça anlamsız bir şekilde "içime işlerken" adlı abuk subuk melodiden uyarlama Saldır Galatasaray'la devam edildi ilk 30 dakika. Ondan sonra da karşılıklı cimbombom'um benim biricik sevgilim. Taraftar bugün maç boyunca oyuna ağırlığını koyamadı, müdahil, ateşleyici güç olamadı veya olmadı. Futbolcularda zaten fırsat kolluyor tribün uyusa da biz de uyusak diye. Tempo, istek hiçbiri yoktu bugün. Allahtan hakem çıktı sahneye de bu sene ortaya çıkan manasız kart göster hareketinden attı hacettepe'liyi, maçı çevirdi. Maçın özeti budur, bu gün için sevindirici tek yan Emre Güngör'ün sahalara tekrar dönüşüdür.

Taraftarla başladık, taraftarla noktalayalım. Bu takımı itecek olan bizleriz görevimizi yapmaz işi Skibbe'ye, Kalli'ye, oyuncunun keyfine bırakırsak şampiyonluk hayaldir. O yüzden çuvaldızı kendimize batırıp, önümüzdeki maça konsantre olalım, cehennemi baştan yaratalım.

23 Kasım 2008 Pazar

Ankaraspor: 0 Galatasaray : 0




İki saat önce Fenerbahçe Ankaragücü karşısında 2 puanı bırakınca daha bir istekli, heyecanlı oturduk televizyon karşısına. Kafamızdaki düşünce takımında bu gazı alıp daha ilk devrede Ankaraspor'un işini bitireceği şeklinde idi. Skibbe Lincoln'ün yokluğunda Hakan Balta'yı orta sahaya kaydırarak oyun kurma görevini Ayhan'a bırakmıştı. Halbuki tribünde kime sorsa Hakan Balta'nın orta sahada oynayamadığını Skibbe'ye söylerdi, bundan önce Hakan Balta'nın orta sahada oynadığı maçlarda Galatasaray hemen hemen pozisyonsuz, tatsız, tutsuz bir futbol sergilemişti bu maç da böyle oldu. Maçın büyük bölümünü tahamülsüzlükten seyredemedim, çok sıkıcı bir maçtı, bizdeki heyecanın dörtte biri futbolcularda yoktu. Hafta içi Ümit Karan'ın formayı kapma maçı, kendini gösterir dedik ancak gördük ki Ümit Karan'ın böyle bir derdi yok, Milan Baros'un en formsuz hali bile iki Ümit Karan ediyor.

Kupa maçında Ankaraspor'dan bir puan aldım diye sevinen Skibbe yine kaybetmemek için orta sahayı iki stopere bırakmıştı. Önce gol yemeyim diye düşündü tüm maçı gol yemeden, gol atamadan bitirdi. Taraftar zaten küskündü, barışma fırsatı bu maçta heba edildi. Skibbe'nin kafayı acilen değiştirmesi veya birilerinin müdahale ederek Skibbe'ye doğruları göstermesi gerekiyor, iş işten geçmeden önlem alınmalı değilse yazık olacak şu kadroya.

20 Kasım 2008 Perşembe

Mehmet Yıldız


Normalde milli takımın hazırlık maçlarını seyretmem, tatsız tutsuz niye oynandığı belli olmayan maçlardır benim nazarımda. Hele birde Fatih Terim takımının maçı ise neyin denendiğini, neye hazırlandığını da çok çözemezsiniz. Dünkü maçın tek ilginç tarafı Mehmet Yıldız'ın ilk 11 başlamasıydı. Sezon içerisinde üst düzey olarak sadece 3 büyüklere karşı oynarken görebildiğimiz Mehmet Yıldız'ı uluslararası bir organizasyonda seyretme şansı bulduk. Bir önceki postta belirttim Mehmet Yıldız'ı devre arasında Galatasaray'da görmek istiyorum, bu yüzden de alıcı gözüyle izledim, ancak sonuç umutsuz.. En büyük özelliği gücünden bile eser yoktu dün akşam, F.Terim'e yöneltilen niye oynatılmıyor eleştrilerini de bir bakıma haklı çıkardı dünkü performansıyla, beni de fena halde düşüncelere itti. Dünkü Mehmet Yıldız performansı kötü bir günmüydü yoksa Mehmet Yıldız'ın oyun stili sadece Sivasspor'un oynandığı hengame futboluna mı uygundu? Henüz çözemiyorum, bir karar veremiyorum daha fazla veri toplamam gerek.

17 Kasım 2008 Pazartesi

Ümit Karan Göreve


Eğrisi doğrusuna geldi formsuz Baros Selçuk Dereli tarafından gelecek haftanın kadrosundan çıkarıldı. Bu durumda mancınığı hazırlayıp uygun anı bekleyen Ümit Karan'a gün doğmuş oluyor, hafta sonu Ankaraspor maçı, Baros'tan formayı kapma maçıdır Ümit Karan için. Ancak Benfica maçını istisna olarak tutarsak Ümit Karan'ın da formayı kapabilecek gücü yok gibi duruyor. Yine de Skibbe maça kadar herhangi bir sakatlık olmazsa klasik 11'iyle Baros'un yerine Ümit Karan'ı monte ederek başlayacaktır. Aydın sağda, Kewell ileride 4-6-0 türevi denebilecek ikinci alternatiftir, zira Fener maçından sonra Nonda bu takımdan devre arası gönderilmesi gereken kişidir ve hiçbir kadro alternatifinde yer bulmamalıdır benim nazarımda.
Not: Arada sözleşmesi sene sonu bitecek olan Mehmet Yıldız monte edilebilirse süper olur, bunu da ileride daha detaylı inceleriz şimdilik Ümit Karan'a odaklanalım..

16 Kasım 2008 Pazar

Galatasaray : 2 İstanbul B.Şehir : 0




Maç öncesi kimse havasında değildi, taraftarın suratında mecburiyetten işe gelen memur edası vardı. Hoş maça da ilgi çok yoktu, saat 5'te orjin köfteden sıra beklemeden köfte bile aldım. Sokakta alkol duvarını aşanların bile bağırmak içinden gelmiyor, Ali Sami Yen sokak en sessiz zamanlarından birini yaşıyordu. Taraftar henüz kalbine saplanan bıçağı söküp atamadı, bu maç da kesmedi, nereye kadar devam eder bu küskünlük henüz bilemiyorum.

İçeride parçalı forma beyaz şort tribünde mutluluk yarattı, en azından küskün kalplerin yüreğine bir parça su serpti. Maça gelirsek, tribünlerdeki durgunluk sahaya da yansımıştı, kupa da Kayserispor karşısına çıkmış gibiydik, bir türlü ileride çoğalamadık. Milan Baros tribünlere saç baş yoldurmaya başladı, günden güne bal yapmayan arı görüntüsüne koşuyor, yerine giren Ümit Karan ise onu bile aratıyor, Nonda'yı saymıyorum bile. İlerleyen günlerde forvette sıkıntı bizi bekliyor, allahtan forvet arkası sağlam. Lincoln'ün fizik gücü çok yükselmiş durumda bugünde çok çalıştı, attığı gol ve yaptıkları tam anlamıyla usta işi. Bu sene takım olarak en büyük artımız duran toptan benzer goller atmamız. Arda 75'de hararet yaptı, kontağı kapadı, Kayseri maçında bile kendisini oyuna sokup tam anlamıyla dinlendirmeyen Skibbe'ye sevgilerimi iletiyorum.

Sonuç olarak kaybetsek krize yol açabilecek bir maçı, üç puanla ve Lincoln moraliyle noktaladık. Haftaya Ankaraspor deplasmanından üç puan alınırsa tribünlerdeki küskünlük de yavaş yavaş kaybolur, Metalist maçıyla havamızı buluruz.

Murat Özyer


Kadro kurmak için geçen seneye göre daha fazla para harcamamıza rağmen, final four oynadığımız kupadan ön elemede elendik, kimsenin kaale almadığı euro challange da yolumuza devam ediyoruz. Ligde şampiyon olma umudumuz sıfır. Kaliteli isimlere rağmen sene başından beri oyuncu rotasyonu sağlanamıyor. Geçen sene Hosley'i istemeyen Murat Özyer sayı özürlü Strickland'a en kilit pozisyonu emanet etmiş durumda, Efes'in guardlarından bir tanesi bizde olsa sonuç çok daha değişik olur. Maalesef beyefendi kişiliğe sahip olmak, Galatasaray Lisesi mezunu olmak başarıyı getirmiyor. Şu anda Murat Özyer'le hedefsiz bir gemiyiz, çok zaman kaybetmeden yoldan çıkan treni tekrar raya sokacak birini bulup takımın başına getirmek gerek. Murat Hoca sende bir zahmet istifa ediver değilse bu yönetimin seni göndereceği yok.

10 Kasım 2008 Pazartesi

Fenerbahçe : 4 Galatasaray : 1



Maç öncesi aşağıda yazımızda belirttik, taraftar olarak galibiyetten emin çıkıyorduk Kadıköy'e. Taraflar arasındaki güç farkı bariz bir şekilde Galatasaray lehineydi, takım ve teknik heyetinde bunun farkında olduğunu düşünerek son derece rahat ve kendinden emin sahaya çıkacagını hesap edip yazdık buraya banko kazanırız diye. Malum iş nedeniyle İzmirdeyim, yurdumun en güzel kentinin meşhur kordon'una koştuk hem iki tek atıp hem maçı seyredelim diye.

Henüz start ile sahanın en iyisi Lincoln skoru 1-0 getirince, içtiğim rakıdan bir yudum daha alıp, 6-0'ı bugün unutturabiliriz dedim kendi kendime, fanatik fenerli dostum'a "taze 1" diye mesaj atmayı da ihmal etmedim. Son 8 yılda kaybettiğimiz maçlarda ilk golü yiyen taraf hep bizdik ve golü yememizle beraber dağılıyor, psikolojik olarak maçı çevirmemiz mümkün olmuyordu, bu sefer görüntü tam tersti şartlar bizi adeta farklı galibiyete doğru götürüyordu. Ancak galibiyet sevincimiz çok uzun sürmedi, önce çizgiden topu çıkardık, sonra Fenerbahçelilerin her maç küfür ettiği kazma Selçuk Emre ve Ümit Karan'ın uyumasından istifade edip topu iğne deliğinden geçirdi. Bu golden sonra takım üzerinde yer alan Saraçoğlu psikolojisi tekrar ortaya çıktı, Lincoln'ün nefis frikik golünün sayılmaması da bu psikolojinin üstüne bir de hakem faktörünü ekledi. Derken haftalardır çok formda olan büyük maçların büyük futbolcusu, tam bir profesyonel dediğimiz Emre Aşık, amatör motivasyonu nedeniyle bir hata daha yapıp 2.golü De Sanctis'in yanından ağlara gönderdi. Fenerbahçe henüz pozisyon bulamamışken skor tabelası 2-1'i gösteriyordu.

Bu dakikadan sonra psikolojik üstünlük de Fenerbahçe tarafına geçmişti, Saraçoğlunda kroke durumdaydık ama maçı çevirebilecek kadro kalitesi de Galatasaray'da fazlasıyla mevcuttu. 2. yarı takım Baros ve Karan'ın yerine Kewell ve Nondayla başladı, lakin resmen gelen gideni arattı. Galatasaray kadrosunun en ruhsuz futbolcusu Nonda'dan maalesef böyle maçlarda verim almak imkansız, zaten geldi geleli Galatasaray'ın futbolcusu olmadığını düşünüyorum, maç başladığından beri çok gergin olan Ümit Karan'la devam etmek en azından ateşleyici güç olabilirdi. Sonuç olarak ikinci yarı oynanan oyuna futbol diyemeyeceğimiz müsabakayı, hiçbir gol pozisyonu olmayan girdiği tek pozisyonu Guiza'yla heder eden Fenerbahçe 4-1 kazandı. Skora bakan yanılır, Fenerbahçe sahada sadece mücadele etti, zaten bu kadro kalitesiyle daha fazlasını yapamazdı. Galatasaray cephesinde ise maalesef takım bizim kadar konsantre olamamış maça, bir de bir türlü Saraçoğlunda krizi yönetemiyoruz. Eksiğimiz olan tek şey psikolojik rahatlık, sıkıştığımızda krizden çıkaracak bir el ve futboldan anlayan, abuk subuk yüz ifadeleri olmayan bir hakem. Fenerbahçe için de bugün lig bitmiştir, haftaya Fenerbahçe kimle oynuyorsa basın iddia'da o takıma.

Bu takımın bize borcu var bunu nasıl ödeyeceklerini kendileri bulsunlar değilse biz zaten yenilse de yensede onlarlayız, üzüntüde sevinçte hep birlikteyiz, bir gün ağlarız, bir gün güleriz ama başımız asla öne eğilmez..

09 Kasım 2008 Pazar

Fenerbahçe-Galatasaray ( Maç Öncesi )


Derby günleri özeldir, sabah heyecanla uyanır, akşama kadar maçla ilgili hayaller kurar, düşüncelere dalarsınız. Bugün benim için de oyle bir gun, iş nedeniyle bir saat önce İzmir'e geldim ve hemen kendimi kordon'a attım, zaman geçmiyor, maça şu anda iki saat var, son duruma şöyle bir göz atıp, akşamki maçla ilgili düşüncelerimi yazıya döküyüm.

2000 yılından sonra ilk defa rakipleri ile Galatasaray arasında ciddi bir kadro farkı var. Bu akşamki maç öncesi de her mevkide ağır basıyoruz Fenerbahçe'ye göre. Maç öncesi Galatasaray'ın bu sene içerisinde oynadığı üst düzey maçlara bir göz atalım. Fenerbahçe maçının muadili olarak kabul edebileceğimiz Trabzonspor, Olympiakos ve Benfica maçlarında Galatasaray tam 6 gol atmış, hiç gol yememiş. Takımın yumuşak karnı olan gözüken defans hattı üst düzey konsantrasyon gereken mücadelelerde hemen hemen hata yapmıyor. Kale de bu sene emin ellerde yaptığı kurtarışlarla oyunun şeklini değiştirebiliyor, kırılma anlarında devleşiyor. Evet 8 yıldır kazanamıyoruz Kadıköy'de ama kaybettiğimiz maçlara bakıldığı zaman iyi oynadığımız dakikalarda hep ilk golü yediğimiz ve psikolojik olarak dağıldığımız görülür. Bana göre bu sefer psikolojik üstünlük de bizde, baskı altında olan Fenerbahçe.. Benfica maçında görüldü ki Galatasaray oldukça sakin ve oyuna istediği gibi hükmedebiliyor, hücüm futbolunun yanına kontrol futbolunu da eklemiş durumdayız.

Maç Öncesi basın yine bildiğimiz gibi, yine düpedüz taraf. Harry Kewell'i ölum dosegine gonderip, 3 yıldır her yerde olan N.K.F.V.A.S atkısını, bayrak yapıp manşete taşıdılar. Ama bunlara alıştık bugün Saraçoğlu'na gidebilen Aslan Parçalarını muhteşem bir zafer bekliyor. Maça Benfica 11'iyle başlıyoruz, Milan Baros maçın adamı olur..Maç sonrası (muhtemelen yarın akşam, bir dünya kafa yazması zor oluyor) yine burdayız..

08 Kasım 2008 Cumartesi

Benfica : 0 Galatasaray : 2





En son ne zaman bu kadar sevinmiştik bir avrupa kupası deplasman maçında üst düzey bir rakibe karşı hatırlamıyorum. Sanırım 2000 yılındaki Mallorca maçıydı en son deplasmanda rakibi ezdiğimiz maç , 8 yıl olmuş böylesi bir sevinçten uzak kalalı. Müthiş bir maçtı hala kendime gelebilmiş değilim.

Maç öncesi yazmıştım Skibbe için rüştünü ispatlama maçı diye.. Oyuna Baros ve Karan'la başlıyacağına açıkcası ihtimal vermiyordum, bu ikiliyle başlayacağını düşünen ve başlaması gerektiğini savunan da çok az kişi vardır Galatasaray tribünlerinde. Ama işte teknik direktör bu günler için var, Sikbbe hem takımı maça çok iyi konsantre etmiş, hem de deplasmanda kendi bildiği sisteminden vazgeçmeyerek Sabri'nin önüne Baros'u (zaman zaman Ümit Karan'ı) yerleştirmişti. Dışarıda rakipten korkmayan bir puan için değil galibiyet için çıkmış bir takımdı Skibbe'nin kadrosu. Skibbe benden güvenoyu almıştır, Olympiakos ve Benfica gibi Avrupa'nın iki kalbur üstü takımı karşısında alınan 6 puan ve kişilikli ezen futbol ilerisi için Skibbe'ye güvenmemiz gerektiğini gösteren çok önemli veridir.

Takım içerisinde birilerini ayırmak bu maç için çok doğru olmaz, herkes süper bir mücadele örneği gösterdi. Arda çok büyük bir futbolcu, Ayhan mevkisinde mücadele gücü ve tekniği ile avrupa çapında olduğunu bir kez daha kanıtladı. Emre Aşık üst düzey bir mücadelede yine kalitesini gösterdi hem attırmadı hem attı. Hakan Balta, Servet yüksek konsantrasyon gerektiren mücadelelerde sıfır hata ile oynuyor, Sabri ve Karan ise azimleri ile hırsları ile ateşleyici güç oluyor. De Sanctis ilk yarı De souza'nın şutunu kurtarmasa belki sonuç çok değişik olacaktı ama işte büyük kaleciysen Taffarel'sen Henry'nin o şutunu kurtarmalısın, De Sanctis'de kurtardı ve ben büyük kaleciyim dedi. Meira çok pas hatası yapmasına, Baros ise yüzde yüzlük goller kaçırmasına rağmen tecrübeleri ile ellerinden geleni yapıyorlar ve mücadele ediyorlar, taraftar olarak kendilerine büyük saygı duyuyorum, bir gün gelecek o goller girecek, o paslar gol pası olarak bize geri dönecek. Ve Lincoln, geldiğinden bu yana bu kadar istekli oynamamıştı, bir oynarsa herkes korksun diyorduk, şimdi herkes korksun, Lincoln sahnelerde.

Takımın gol sevinci yukarıda, fotoğraflara bakınca takım olduğumuzu söyleyebilirim, Skibbe ile de oldukça uyumu görünüyorlar, nazar değmesin inşallah UEFA finaline Beşiktaş'tan vapurla gideceğiz..

06 Kasım 2008 Perşembe

Benfica-Galatasaray ( Maç Öncesi )


Gaziantep maçında kimse bu maçtan bahsetmiyordu, tribündeki atmosferde bu maç nerdeyse yok hükmünde. Genel kanı Olympiakos maçının kazanılmasıyla UEFA'da ilk etabın geçildiği yönünde. Futbolcular, yönetim ve teknik heyetde de durumun çok farklı olduğunu sanmıyorum. Konsantrasyonu negatif etkileyen bu unsurlar yetmezmiş gibi bir de pazar günü Kadıköy deplasmanı. Yarınki maçtan çok umutlu değilim ama takımı motive edip, konsantre etmek Skibbe'nin görevi bakalım bütün bu olumsuzlukları yarın akşam dağıtabilecek mi. Skibbe yarın akşam Benfica deplasmanından puanla dönmeyi başarırsa kendisine büyük saygı duyacağımı şimdiden belirtiyim.

Maç öncesi takıma bir göz atarsak klasikleşemeye başlayan ilk 11'imizden Kewell sakatlığı nedeniyle oynamayacak, Skibbe büyük ihtimal yerine Volkan Yaman'ı oynatacak ve Volkan Yaman'ı sol beke Hakan Balta'yı da orta sahaya koyacaktır. Bu düzende Galatasaray'ın hiç bir zaman kayda değer bir futbol sergileyemediğini belirtmekte yarar var. Defans kurgusunu bozmadan Volkan Yaman, Alpaslan veya Yaser'i orta sahada görevlendirmek daha uygun olabilir. Benfica maçı bir bakıma Skibbe'nin rüştünü ispat maçı benim gözümde, neler yapacak göreceğiz.

M.A.G


Galatasaray dergisinin en sevdiğimiz yazıları B.T ve ona aitti. Sonucunu bildiğimiz maçların öykülerini bile bir ay sonra onların kaleminden okumak ayrı bir zevkti. B.T dergiyi bıraktı bu sezon, geriye M.A.G kalmıştı lokomotif olarak. Maalesef Mehmet Ali Gökaçtı'yı da bu gün çok zamansız kaybettik. Önce Alpaslan Dikmen, şimdi de Mehmet Ali Gökaçtı, takip ettiğimiz iki insan zamansız bir şekilde çekti gitti bu dünyadan. Dergi artık öksüz, ancak o dergiyi aynı şekilde devam ettirmek tüm Galatasaraylıların boynunun borcudur. Allah rahmet eylesin, ailesinin ve tüm Galatasaray camiasının başı sağolsun.

03 Kasım 2008 Pazartesi

www.kapaliust.com


Kapalı Üst'e çıkan yeni yol..

02 Kasım 2008 Pazar

Galatasaray : 3 Gaziantep : 1




Maç öncesi tahmin ettiğimiz üzere akıllar Fenerbahçe maçındaydı tribünlerde.. Zaten sadece Gaziantep maçına konsantre olma düşüncesi tamamen hayalden ibaretti. Bu atmosferde çıkılan G.Antep maçına takım tribünlere hoş gelen baskılı oyunla başladı.. Ama ne zaman 2. gol atıldı, tribunler ve futbolcular için maç orda bitti, haftaya Kadıköy vardı ve artık Antep'in işi bitmiş o maça bakmak lazımdı (nedense tribünde kimse Benfica maçından bahsetmiyordu bu da ayrı bir konu ). Bu görüntüye rağmen 2-0'dan sonra maçı 3-0, 4-0'a getirecek net pozisyonları da bulduk ama gollere rehavet engel oldu.. Aynı rehavet gecenin yıldızı Arda Turan'a da saçma bir penaltı yaptırttı, bu gece nerdeyse tüm asistler Arda'dan geldi.

İlk 20-25 dakikalık oyun cok iyi bir oyundu tribünde seyrederken mest olduk. Maçın geri kalanını eleştirmek ise yersiz, konsantrasyon sorunu olacağı çok açıktı, çok erken 2-0'ı bulunca oyunun şekli doğal olarak değişti.

Tribünlerde maça çok iyi başladı 2-0'la takıma uyarak oyundan düştü atılan 3. golle beraber şov yaptı. Devre arasında doğaçlama olarak Harry Kewell'la ortaya çıkan Sabri Sarıoğlu, Milan Baros, Cassio Lincoln ve Arda Turan'la devam eden tazahürat gecenin güzel anlarıydı tribün için. Son olarak 1. Arda Turan çok büyük futbolcu 2. Adanaspor bu kadar turuncu giymiyor.

Not: Erman Toroğlu'nu dinliyorum şimdi Süper Lig'in en iyi takımlarından biri G.Antep için çok kötü diyor, kime 3-4 atsak çok kötü oluyor zaten. Anlamadıkları tek konu kolay mı Sami Yen'de Aslan Cimbom'u yenmek.

Önce G.Antep'e Bakalım


Kadıköy deplasmanından bir önceki Sami Yen Maçının vazgeçilmezidir, oyuncuları tek tek tribüne çağırıp, fenerin hatrını sorarak, bu maçın önemi kafalarına bir kez daha kazımak.. O gün oynanacak oyunun sahada çok önemi yoktur taraftar için, akıllar bir sonraki hafta Fener maçındadır, oyuncudan da aynı şekilde konsantre olması beklenir o maça.

Öncelikle haftaya Kadıköy deplasmanından rahat bir galibiyetle döneceğimizi düşünüyorum, maça yaklaştıkca bu düşüncemin detaylarını daha uzun bir şekilde yazacağım. Ama bugün G.Antep karşısında taraftar ve takım olarak Fener maçını ( hatta çok daha önemli olan Benfica maçını ) bir kenara bırakıp sadece bugunkü maça konsatre olalım. Yıllardır armanın peşinde olan birisi olarak Kadıköy deplasmanından önce bir puan kaybı istemiyorum bugun, kimse de istemiyordur. Bu yüzden futbolculara Fener maçını hatırlatmaktan da bugünlük vazgeçelim. Önce sezon başından beri takip ettiğime göre taş gibi takım olan G.Antep karşısında maçı kazanalım sonra zaten Sabri bize üçlü çektirir, gelecek hafta için de söz verir.. Maç sonu yine burdayız..